
Полная версия:
Karakalpak Halk Masalları
Bir gün delikanlı avdan dönerken zamanında kendisini dövüp kovan iki ağabeyinin dilenci olduklarını görmüş. Onlar kardeşlerini tanıyamamış. Ancak kardeşleri onları tanımış ve yanıana alıp saraya getirmiş. Önce güzelce karınlarını doyurtmuş. Sonra güzel elbiseler giydirmiş. Onlara kendisinin yıllar önce kovdukları kardeşi olduğunu söylemiş. Delikanlı yanında ezilen iki ağabeyini Gülhagiyha ve Gülzamze adındaki peri kızlarıyla evlendirmiş. Böylece muradına ermiş.
JANSAP
Çok eskiden padişahın Jansap adında bir oğlu varmış. Jansap on beş yaşına geldiğinde yanına altı yiğit almış gemiyle ava çıkmış. Denizde balık yakalayıp kuş vururken kıble taraftan sert bir fırtına kopmuş ve gemisi altı gün, altı gece fırtınalarla boğuşarak büyük bir dağın dibine kadar gelmiş. Denizin etrafı tamamen dağlarla çevriliymiş. Jansap yanıdakilere:
– Altı gündür açız, yiyecek bir şeyler bulup yemek yapalım demiş. Hep beraber dağa çıkmışlar. Dağın başında yemek pişirip yerlerken etraflarını yarım başlı, tek gözlü, yarım ayaklı kişiler sarmış. Yedi kişiye bu altı yarım kişi güçlerini göstermek istemişler. Yedisi yarım adamlarla kavga edip zar zor kurtulmuşlar. Dağın diğer ucuna doğru kaçmışlar. Bir gün sonra karınları acıkmış ve yiyecek bir şeyler bulmak için yine aynı yere varmışlar. Yemek pişirip tam yiyeceklerken bu sefer tek ayaklı, iki gözlü yedi kişi gelip tabaklarına el uzatmışlar. Yedisi tek ayaklı yedi kişiye de güç yetiremeyip kaçmışlar. Akşam olunca. Yedisi de “Akşam akşam burada kalmayalım, bu adamlar gece gelip bize rahat vermezler.” demişler. Gemilerine binip gece boyu uzaklara doğru gitmişler. Tan attığında önlerine büyük bir şehir çıkmış. Gemiyi kıyıya yanaştırmışlar ve şehre girmişler. Şehirde kimsecikleri görememişler. Ama insan için lazım olan her şey varmış. Şehri dolaşmaya başlamışlar. Bir yere geldiklerinde padişahın sarayı karşılarına çıkmış. Sarayın önünde hazırlanmış güzel bir sofra duruyormuş ama ortada ne padişah ne de başkaları varmış. Pişmiş yemekleri yemişler ve o gün orada yatmışlar. Ertesi sabah kalktıklarında her taraf maymunlarla doluymuş. Otlar, kumlar sayılır ama bu maymunlar saymak mümkün değilmiş. Bazı yaşlı maymunlar bunların yanına oturmuşlar. Hepsi birden maymunlara dik dik bakmaya başlamışlar.
Jansap şaşkınlık içinde ağzı dili lal olup maymunlarla hangi dilde konuşacağını bilememiş. Bir ara yaşlı bir maymun kapıyı işaret etmiş. Jansap yerinden doğrulmuş ve maymunu takip etmiş. Şehrin içinde bir minare varmış. Maymun Jansap’ı oraya götürmüş ve minareyi işaret etmiş. Jansap minarenin yanına varıp “Burada ne var acaba?” diyerek minareye bakmış. Minarenin duvarında bir yazı görmüş. Yazıda “Buraya insanoğlu gelir ve daha sonra doğuya doğru altı ay boyunca yol giderse karşısına karıncalar çıkar. Karıncalar insanı yerler, yoldan geçirmezler. Kıble tarafa doğru giderse altı ay boyunca yılanlardan geçemez. Yılanlar insanı sokup öldürürler. Batıya doğru altı ay yol giderse karşısına deniz çıkar. O denizi görünce nereden nereye gittiğini anlayamaz. Arkasına bakarak giderse “Demir Tırnak” adlı maymunların düşmanı var. İnsanoğlu maymunlara padişah olursa tüm işleri maymunlar halleder. Bundan dolayı peygamber “Buraya gelip gören insanlar bu şehirden gitmesin.” diye şart koymuştur yazıyormuş.
Jansap yazıyı okuyunca:
– Bu şehirden başka yere gitmenin iyi olmayacağı yazıyor. İyi bir rüzgâr çıkarsa o zaman buradan kaçalım. Ülkemize varırız, demiş Jansap yanındaki yiğitlere. Bunun üzerine geminin yanına varmışlar. Geminin yanına geldiklerinde maymunların gemiyi paramparça etmiş olduğunu görmüşler. Şehre geri dönmüşler.
Jansap yiğitlerine:
– Az önceki minaredeki yazıda bu şehre kim padişah olursa her konuda maymunların yardımcı olacağı her sorunu halledecekleri yazıyordu. Bize ne lazım olursa maymunlar bulup getirecektir. Yarın maymunlara at bulun diye emredelim. Sonra da ata binip buradan kaçalım, demiş. Yiğitler de:
– Tamam demişler. Jansap padişah olmuş. Ertesi gün maymunlara at getirin demiş, Jansap. Maymunlar atları getirmişler. Atlara binerek maymunlarla beraber o gece şehrin çıkışına kadar varmışlar.
Jansap maymunların liderine:
– Buradan sonrası neresi acaba, diye sormuş. Lider olan büyük maymun işaret diliyle:
– Buradan sonra karıncalar var, demiş. Şehrin dışına çıktıklarını anlayan Jansap, maymunlar sarhoş olana kadar şarap içirmiş. Maymunlar şarhoş olduktan sonra yedisi beraber atlara binip doğu tarafa doğru kaçmışlar. Maymunlar ayıktıklarında padişahın ve adamlarının yok olduğunu görüp yarı ayık halde peşlerine düşmüşler. Padişah ve adamlarının köpek büyüklüğünde karıncalarla karşılaştıklarını görmüşler. Karıncaların arasına girmeye cesaretleri yetmemiş ve oturup beklemeye başlamışlar, yedisi de.
Köpek büyüklüğündeki karıncalar Jansap’ı ve adamlarını çok uğraştırmışlar. Jansap kırk gün sonra altı yiğidi ve yedi atı köpek büyüklüğündeki karıncalara vererek kurtulmuş. Sonra da küçük karıncaların olduğu tarafa geçmiş. Birkaç gün yol gittikten sonra küçük karıncalardan da kurtulmuş. Önüne büyük bir şehir çıkmış. Şehri görünce şehre geldim, biraz dinleneyim diye düşünmüş ve Jansap uykuya dalmış. Ertesi akşam şehrin girişinde önüne bir nehir çıkmış. Nehrin kıyısındaki minarenin üstünde bir adamın bağırmakta olduğunu görmüş:
– Şimdi nehirden geçersen ölürsün, yarın geçersen sağ kalırsın, demiş. Jansap da nehrin kenarında durmuş ve ertesi günü beklemiş. Tan atıp sabah olduğunda Jansap nehrin çekildiğini görmüş. Jansap nehirden sağ salim geçip şehre girmiş
Bu şehir Jansap’ın önceden gördüğü şehirlere benzemiyormuş. Bu şehirdekiler de daha önce Jansap gibi bir insan görmemiş. Maymun oynatan maymuncu gelmiş gibi insanlar Jansap’ın etrafına toplanmışlar. Jansap çok şaşırmış. Daha sonra etrafındaki insanlar dağılmış. Jansap bir kenarda otururken ihtiyar birinin bağırarak geldiğini görmüş:
– Kırk gün beslerim. Bir gün iş yaptırırım. İş için bin altın veririm, diye bağırıyormuş.
Jansap düşünmeye başlamış. “Kırk gün beslese, taş değil çelik kırdırsa da işimi yapabilirim.” demiş kendi kendine. Ve yaşlı adamın peşinden gitmiş. Yaşlı adamla konuşmuş, yaşlı adam Jansap’ı yanına almış.
Yaşlı adam dediği gibi Jansap’ı kırk gün beslemiş. Bir gün yaşlı adam bir öküz getirmiş. Jansap’a koşturup bir dağa doğru yola koyulmuşlar. Yolda Jansap’ın bin altınını da eline vermiş. Epey bir gittikten sonra önlerine başı gökyüzüne değen bir dağ çıkmış. Dağın bir tarafından büyük bir nehir akıyormuş. Yaşlı adam nehir kenarında öküzü kesmiş ve derisini tulum şeklinde yüzmüş. Tüylü tarafını içine, deri kısmını da dışına çevirmiş ve Jansap’a:
– Bunun içini iyice kontrol et, bir yeri delik olmasın, demiş.
Jansap tulumun içine bakarken yaşlı adam diziyle Jansap’ı tulumun içine itmiş. Yaşlı adam sonra tulumun ağzını bağlamış. Jansap bir iki çabalasa da çıkamayacağını anlamış ve pes etmiş. İhtiyar tulumu yere bırakıp kendisi geri çekilmiş. İhtiyarın geri çekilmesiyle birlikte hemen büyük bir kara kuş gelmiş. Kara kuş tulumu alıp dağın başına konmuş ve deriyi yırtmış. Jansap korkarak ayağa kalkmış. Kuş da uçup az ileriye konmuş. Yaşlı adam:
– Korkma evladım, Dağın üstünde mücevherler var. Sen onları aşağı at. Ben tutacağım, demiş.
– Jansap mücevherleri alıp ihtiyara doğru atmaya başlamış. İhtiyar heybesini, çuvalını doldurup, eşeğine yüklemiş. Jansap’ı orada bırakmış ve arkasına bakmadan evine doğru kaçmış. Jansap dağda tek başına kalmış. Kendi kendine “Burada çok kalırsam kuşlar beni yer, öleceksem de çöllerde adam gibi öleyim.” demiş ve kıble tarafa doğru yola çıkmış.
Jansap bir iki gün kadar yol gittikten sonra kuş, peri ve yılanların padişahı olan Suymurık Padişa’ın şehrine varmış. Güzlibahar kuş, yılan perileri kontrol edip kanatlarına mühür basarak hesap tutuyormuş. Jansap kuşlar padişahı Suymurık Padişah’ı bulup selam vermiş. Suymurık Padişah:
– Ey çocuk, kimsin, diye sormuş.
– Çocuksuz adama çocuk olayım diyen biriyim, demiş Jansap. Suymurık Padişah:
– Ne yaptın da bu hâle düçar oldun, diye sormuş.
Jansap, Suymurık Padişah’a başından geçen olayları bir bir anlatmış. Suymurık Padişah:
– Geldiğin çok iyi oldu. Öyleyse benim çocuğum ol, demiş. Jansap:
– Tamam, olur, baba, deyip onun çocuğu olmuş. Birkaç gün geçtikten sonra Suymurık Padişah:
– Jansap evladım! Artık peri kuş ve yılanların gitme zamanı. Ben gidip bir yere sırık çakacağım. O sırığa kuşlar, yılanlar, periler toplaşıp konacaklar. Onları sayacağım, eksik mi fazla mı bakıp kanatlarına mühür basacağım. Üç gün gelemem demiş. Sen bağları gez dolaş. Bağda bir fıskiye var. Sakın kapısını açma, çocuğum, demiş ve gitmiş.
Jansap, babası gittikten sonra her yeri dolaşmış. Babam fıskiyeye gitme demişti, onu da göreyim. Belki değerli şeyler vardır, demiş. Varıp fıskiyenin kapısını açmış. Tam o sırada fıskiyenin etrafında çiçekler açılmış, bülbüller ötüşüyormuş. Burası ne güzel bir yermiş deyip, çiçeklerin arasında yatmış.
Biraz yattıktan sonra üç güvercin gelip havuzun kenarına konmuş. Güvercinler pırpır ederek silkinmişler ve üçü de ay gibi ağzı, güneş gibi gözü olan birer peri kızına dönüşmüler. En büyüğü:
– Burada insan kokusu var, havuza girmeyelim, demiş.
Küçüğü:
– Girersek ne olacak. Olsa olsa insanoğlu bizleri yakalar, demiş.
Kızlar elbiselerini çıkarıp havuza girmişler. Jansap, en küçük kızı görüp âşık olmuş. Jansap, küçük kızın güvercin elbisesini eline alıp göğsüne basmış. İki kız uçarak kaçmışlar.
– Küçük kız, elimi tuttun. Artık ben seninim, demiş Jansap’a.
– Jansap da iyi o zaman diyerek kızın elini bırakmış. Hemen kız güvercin elbisesini giymiş ve uçmuş. Jansap da eve dönmüş ve kızın âşkıyla göğsünü serin yere dayayıp yatmış. Aradan üç gün geçtikten sonra Suymurık Padişah gelmiş. Oğlunun hasta olduğunu görmüş. Ve:
– Fıskiyeye mi gittin, diye sormuş.
– Evet, gittim, demiş Jansap.
– Kızı yakaladın mı, diye sormuş.
– Evet yakaladım. Ben senin oldum deyince bıraktım.
– Zararı yok. O gördüğün üç kız, güvercin olarak gelecek yıl baharda da gelirler. Acele etme evladım, demiş.
Jansap babasının tesellisiyle yattığı yerden kalkmış. Aradan altı ay geçmiş. Bir gün babası:
– Evladım bundan sonra görürsen kaçırma. Gelip don değiştirdiğinde âşık olduğun kızı yakala ve vallahi billahisine inanma. Süleyman peygamber çarpsın diyene kadar inanma. Yine de elbisesini eline verme, alıp buraya getir, demiş.
– Tamam, baba, demiş. Daha önceki yere varıp yine çiçeklerin arasına yatmış. Biraz sonra üç güvercin de gelmiş. Gelir gelmez:
– Yine insan kokusu var, demiş küçüğü:
– En kötü ihtimal bizi yakalar. Ne diye korkalım, diyerek kızlar suda yıkanmaya başlamışlar. Jansap, kızların güvercin elbiselerini yere bırakmalarıyla birlikte hemen koşmuş ve küçük kızın elbisesini eline alarak göğsüne basmış. İki kız sudan çıkıp uçarak gitmişler.
– Ben senin olacağım söz, elbisemi ver, demiş kız.
– Sana bir şartla elbiseni veririm, demiş Jansap.
– Vallahi billahi dedim ya, demiş kız.
– Hayır! Süleyman peygamber çarpsın, gitmeyeceğim diye söyle, demiş Jansap.
– Süleyman peygamber çarpsın gitmeyeceğim, demiş kız. Bunun üzerine Jansap elbisesini vermiş. Kız giyindikten sonra kızı babasının yanına götürmüş. Babası çok memnun kalmış. Kıza:
– Hem gelinim, hem kızımsın. Jansap’a gönül rızasıyla mı vardın, diye sormuş.
Kız ağlamaya başlamış.
– Kızın ağlaması, razı olması demektir, demiş padişah.
– Benim anam ve babam var. Benden başka çocukları yok. Düğünümü yapıp mürüvvetini görmeyi arzularlardı. Gidip onların rızasını alıp nikâh kıymak istiyorum. Beni evime gönder, demiş Jansap. Suymurık Padişah:
– Evine nikâh kıydırdıktan sonra gitsen olmaz mı, diye sormuş.
– Ben anamı babamı görmeden nikâh kıydırmam, demiş Jansap.
Suymurık Padişah bir devi çağırarak bunları sağ salim Jansap’ın evine götür, demiş.
– Tamam, deyip dev ikisini hemen sırtına bindirmiş ve Jansap’ın ülkesine götürüp bırakmış.
Jansap’ın anne babası çocuklarının geldiğini görüp çoktandır göremedikleri çocuklarını kucaklayarak mutluluktan havalara uçmuşlar.
Babası ile annesi Jansap’a:
– Evladım, bu zamana kadar nerelerdeydin, diye sormuşlar. Jansap başından geçen olayları bir bir anlatmış.
Peri kızıyla evlenmeyi düşünüyorum. Siz ne derseniz söz onu yapacağım, demiş.
Jansap’ın anne babası oğullarından bu sözleri duyunca kırk gün kırk gece düğün yapalım demişler.
Jansap’ın babası, zurnacı çağırmış. Hokkabaz oynatıp ipte cambaz yürütmüş. Pehlivan güreştirip at yarıştırarak düğünü başlatmış.
Jansap her gün karısıyla oyunları izlemişler.
Suymurık Padişah bir ara Jansap’a:
Peri merhametsiz olur. Her zaman perinin elbisesini kucağına basarak yat diye söylemiş. Jansap da Suymurık Padişah’ın söylediğini hergün yapmış. Bir gün Jansap oyunları izlerken yorulmuş ve uykuya dalmış. Uyuya daldığı için karısının elbisesini kucağına basamamış. O sırada peri elbisesini giyip güvercine dönüşmüş ve çatıya konarak:
– Hey Jansap, diye Jansap’ı uyandırmış.
Jansap korkuyla yerinden kalkmış. Karısının güvercin donunda çatıya konmuş olduğunu görmüş. Yârine bakarak:
– Ah sen ne yaptın? Nereye gideceksin? Senin için düğün yapıyoruz. Bu yaptığın nedir, demiş.
Kız bunun üzerine:
– Sen Suymurık Padişah’tan izin alıp anne babanın rızasını aldın. Ben anne babamın rızası olmadan sana nasıl bedenimi teslim edeceğim. Ben gidiyorum. Beni Gavharnigin adlı şehirden bulursun demiş ve uçarak gitmiş. Kız gidince Jansap hastalanıp yatağa düşmüş. Jansap’ın yanındakiler babasına:
– Çocuğunuz hastalandı, diye haber vermişler. Babası ile annesi duyar duymaz koşarak oğullarının yanına gelmişler. Anne babası çocuklarının sararıp solduğunu konuşacak halinin olmadığını görüp üzülmüşler. Annesi de babası da çocuklarını kucaklayıp ağlayarak:
– Jansap yaşıyor musun evladım, diye bağırmışlar. Bir süre sonra kendine gelen Jansap olan biteni bir bir anlatmış. Babası:
Bunun için dertlenme çocuğum. Gavharnigin adlı şehir bulunur, diyerek Jansap’ı teselli etmişler. Çevredekilere Gavharnigin adlı şehri bileniniz var mı, diye sormuşlar. Ancak bilen kimse çıkmamış. Bunun üzerine Jansap periyi aramak için yola çıkmış. Anne babası gözyaşları içinde kalıp eskisinden daha çok üzülmüşler.
Jansap daha önce kendisine iş veren yaşlı adamın şehrine gitmiş. Sokakta otururken yaşlı adam çıkagelmiş:
– Kırk gün beslerim, bir gün iş yaptırırım. Kim tamam derse yanıma gelsin diye bağırarak yoluna devam etmiş. Jansap:
– Yaşlı adamın peşine düşmüş ve ben işini yaparım demiş. Yaşlı adamın evine gidip bir gece yatmış. Sabah kalktığında:
– Beni besleme, işini yaptır, demiş Jansap. Yaşlı adam Jansap’a öküzü tutturup öküze heybe ve çuval yükleyerek:
– Tamam, evladım, şimdi peşimden gel demiş. Daha önce geldikleri dağa gitmişler. Oraya varınca yaşlı adam öküzü kesmeye başlamış. Jansap çok acele ettiğinden:
– Ben de kasabım, demiş ve yaşlı adama öküzü yüzmek için yardım etmiş.
Öküzü yüzüp yaşlı adam derisinden tulum yaptıktan sonra Jansap sessizce:
– Ben tulumun içine bakayım demiş ve içine girmiş. Yaşlı adam hemen tulumun ağzını bağlayıp oradan uzaklaşmış. Dağın başından büyük bir kuş gelmiş ve tulumu alıp uçmuş. Kuş tulumu dağın başına götürüp parçalamış. Jansap tulumdan çıkıp ayağa kalkmış. Kuş insanı görünce kaçmış. Jansap etrafına baktığında yaşlı adamın nehrin kıyısında beklediğini görmüş Yaşlı adam, Jansap’a:
– Korkma evladım, incileri, mercanları, mücevherleri bana doğru at, demiş. Jansap dedeye dönerek:
– Öküzün karnını alıp git. Beni tanımadın mı? Bir ara dağın başında beni tek başıma bırakarak mücevherleri alıp kaçmıştın. Jansap’ım ben, demiş. Jansap sonra kıble tarafa doğru yürümeye başlamış. Biraz gittikten sonra Suymurık Padişah’ın ülkesine varmış. Olan biteni padişaha anlatmış. Padişah da:
– Ey, evladım. Ben sana elbisesini elinden bırakma dedim. Giderken bir şey söyledi mi? diye sormuş.
– Beni Gavharnigin adlı şehirden bulursun diyerek gitti, demiş Jansap.
– Hiç duyulmamış bir şehir. Yarın kuş, peri ve yılanların toplanma günü, onlara soralım. Biri bilmezse biri bilir yavrum. Onu dert etme, demiş.
Ertesi gün çocuğunu yanına alıp kuş, peri ve yılanların toplandığı yere gitmişler. Suymurık Padişah gelip konan peri, kuş ve yılanlara Gavharnigin adlı şehri biliyor musunuz diye tek tek sormuş. Hepsi:
– Bilmiyoruz, diye cevap vermiş. Onların arasında 200-300 arası yaşta olan kuşlar da varmış. Onlar da bilmiyoruz, demişler. Suymurık Padişah çocuğuna:
– Benden de büyük peri, kuş ve yılanların padişahı Nurıkşa adında biri var. Eline bir mektup verip seni ona göndereyim oğlum, demiş. Hemen bir devi çağırmış. Mektup yazıp eline vermiş. Jansap’ı devle beraber Nurıkşa adlı padişahın yanına göndermiş.
Jansap Nurıkşa ile selamlaşıp mektubu vermiş. Nurıkşa mektubu okumuş:
– Sen bizim evladımızsın, dert etme yavrum. 500-700 yaşlarında Süleyman peygamberi görmüş kuşlar var. Onların biri bilmese biri bilir diyerek Jansap’ın sırtını sıvazlamış. Sonra da kuş, peri ve yılanların mekânına götürmüş. Kuşlara:
– Gavharnigin adlı şehri bileniniz var mı, diye sormuş.
– Bilmek şöyle dursun, duymuşluğumuz bile yok, demiş kuşlar. 500-700 yaşlarındaki kuşlar da Gavharnigin adlı şehri duymadık. Onu kandırmışlardır, demişler.
Nurıkşa üzülmüş. Jansap’a bakarak hepimizin büyüğü Nurğı-Parman adında bir ağabeyimiz var. O bütün perilerin, devlerin, kuşların ve yılanların padişahıdır. O sana bulur, demiş. Bir mektup yazarak Jansap’ın eline vermiş. Bir kuşu çağırıp Jansap’ı sırtına bindirmiş:
– Doğru Nurğı-Parman’a ulaştır, demiş.
Kuş Jansap’ı sırtına bindirip göz açıp yumuncaya kadar Nurğı-Parman’a ulaştırmış.
Jansap, Nurğı-Parman ile selamlaşıp Nurıkşa padişahın mektubunu vermiş. Nurğı-Parman mektubu okumuş ve:
– Sen bizim evladımızmışsın, demiş.
– Bizde 100-1500 yaşlarında kuşlar var. Dev, peri ve yılanlar var, biri bilmese biri bilir, demiş ve Jansap’la hav-yanların yanınıa gitmişler. Yılan, peri, dev ve kuşlara tek tek sormuşlar. Bilen çıkmamış. Kuşların en sonunda 1700 yaşında iki kuş oturuyormuş. Bilse bunlar bilir, bunlar da bilemezse yalan söylemiş demektir, demiş ve bu iki ihtiyar kuşa:
– Gavharnigin şehrini biliyor musunuz, diye sormuş. İkinci kuş:
– Tam bilmiyorum, ben yavruyken duymuştum. Bir gün annemiz üç gün ortadan kaybolmuştu. Üç gün aç kalmıştık. Üç gün sonra öğlen vaktinde, annem gelmişti. O zaman, “Anne, üç günden beri neredesin?”, diye sorduğumda, “Avcıya yakalandım yavrum, o beni Gavharnigin adlı şehre götürdü. Sizlerin eceli gelmemiş ki, üç gün sonra kaçıp kurtuldum. Yavrularım buradan kaçalım.” dedi. Sonra kaçıp buraya geldik. Biz göçeli uzun yıllar oldu, demiş.
– Orası nerede, diye sormuş, Nurğı-Parman.
– Göhiykap dağının ardında, yedi günlük yol, demiş, ikinci kuş.
– O zaman Jansap’ı yuvanıza kadar götürün. Kalan yolu kendisi gider, demiş Nurğı-Parman.
Nurğı-Parman’ın dediği gibi yuvalarının olduğu yere kadar götürmüşler, Jansap’ı.
– Arkadaş, buradan sonrasını biz bilmiyoruz, kendiniz gidersiniz, demiş kuş.
– Tamam, öyleyse, anneniz Gavharnigin’den döndüğünde hangi taraftan gelmişti, bana onu söyleyin, demiş Jansap.
– Doğu taraftan geldiydi, demiş kuş.
– Jansap da doğu tarafa doğru yola koyulmuş.
Peri uçup ülkesine gelince peri padişahı olan babasına başından geçenlerin hepsini anlatmış ve Jansap’ın geleceğini bilerek her köşe başına adam koydurmuş. Jansap biraz yol gittikten sonra bir delikanlıyla karşılaşmış. Delikanlı Jansap’a nereden geldiğini sormuş. Jansap da delikanlıya başından geçen olayların hepsini anlatmış. Delikanlı:
– Peri padişahı benim gibi kaç adamı köşe başlarına koydu Ben talihliymişim, sen padişaha götürürsem çok hediye alırım, demiş ve Jansap delikanlıyla yürümeye başlamış. Biraz sonra Gavharnigin adlı şehre gelmişler. Peri padişahın sarayına varmışlar. Jansap, dışarıda kalmış, delikanlı padişahın huzuruna çıkmış:
– Aradığınız adamı bulup getirdim, demiş.
– Nerede, diye sormuş peri padişahı.
– Dışarıda bekliyor, diye cevap vermiş, delikanlı.
– Çok güzel, deyip padişah delikanlıya hediyeler vermiş. Yanındaki vezirlerine de:
– Damadı kendisi için özel hazırlanmış otağa alın, demiş. Padişah düğün hazırlıklarına başlamış. Peri padişahının kızları yengeleri ile Jansap’ın yanına gelmişler. Jansap ile sohbet etmişler. Padişah birkaç gün düğün yapıp kızını Jansap’a vermiş. Düğünden sonra padişah Jansap’ı yanına çağırıp:
– Sen de birilerinin tek evladısın. Anne baban arkanda gözyaşları döküyordur. Bir kadın için çok çektin. Şimdi anne babanın yanına gidip onlara haber ver. Sonra geri gelirsin, evladım demiş.
– Çok iyi olur. Size minnettarım baba, demiş Jansap. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Jansap padişaha:
– Babamın ülkesine gitmek için hazırım eğer izin verirseniz, demiş. Padişah bir iki dev çağırıp:
– Sizler Jansap’ın emrindesiniz. Önce Jansap’ı babasının ülkesine götürün. Sonra nereye götür derse oraya götürürsünüz, demiş. Hediyeler hazırlayıp kızını da Jansap ile kocasının ülkesine göndermiş. Devler çok kısa sürede Jansap ile eşini ülkesine götürmüş. Babasının hizmetkârlarından birisi Jansap’ın geldiğini görmüş ve padişaha giderek:
– Jansap, gelininizi getirdi, demiş.
Padişah şaşıp kalmış. Uzun süre kendine gelememiş. Bir süre sonra toparlanıp yerinden kalkmış. Oğulunu ve gelinini kucaklayıp sağ salim iki evlatlarına kavuştuğu için Allah’a dua etmiş. İnsanoğlu bir sevindiğinde, bir de korktuğunda ağlarmış.
Padişah halkını toplayıp üç ay düğün yapmış, üç ay sonra düğün bitmiş.
Jansap ile karısı bazen peri padişahının ülkesine, bazen de Jansap’ın babasının ülkesine gidip gelerek mutlu bir hayat sürmüşler.
KUDABAY NİŞANCI
Çok eskiden Kudabay adında bir nişancı varmış. Kudabay bir gün hayvan avlarken ağlayan bir ihtiyara rastlamış. Kudabay ihtiyara:
– Dede niye ağlıyorsun, diye sormuş.
– Ey evladım, nesini sorarsın, ben bu ülkenin padişahının hizmetçisiydim. Her gün padişaha tavşan götürürdüm. Bugün şansıma bir şey bulamadım, padişah ölüm cezası vereceği için ağlıyorum, demiş ihtiyar.
– Sana tavşan lazımsa ben vereyim, deyip Kudabay avlamış olduğu tavşanlardan bir tanesini vermiş. İhtiyar da çok dua etmiş ve sevinerek yoluna devam etmiş.
Kudabay ertesi gün yine ava çıkmış. Ormanda dolaşırken önüne kaçmakta olan bir ejderha çıkmış. Ejderha Kudabay’a dönerek:
– Ey, insanoğlu ben bir yangından kaçıyorum. Beni bu yangından sağ salim kurtarırsan dört çeşit besi hayvanımın yarısısı sana veririm diye yalvarmış. Kudabay ejderhaya çok acımış. Sırtına bindirip ejderhayı evinebırakmış. Eve varınca ejderha:
– Sen şimdi evde dinlen, sana vereceğim hayvanları getireyim, demiş. Kudabay:
– Benim şimdi hayvan sürüp götürecek halim yok. Yarın gelip götürürüm, demiş ve evine dönmüş. Kudabay evine gelince başından geçenleri yaşlı annesine ve babasına anlatmış. Anne babası çok sayıda hayvanları olacağı için sevinmişler. Sevinçle gece boyu gözlerine uyku girmemiş.
Kudabay ertesi gün erken kalkıp ejderhanın vereceği hayvanları getirmek için yola çıkmış. Yolda giderken koyun otlatan bir çobana rastlamış. Bu çoban ejderhanın koyunlarının çobanıdır diye düşünerek:
– Ey, çoban arkadaş, senin otlattığın koyunlar kimin koyunları? Burada oturan ejderha bana dört çeşit besi hayvanının yarısını vereceğim diye söz vermişti, demiş.
– Sen deli misin, onun dört çeşit besi hayvanı bir yana, bir hayvanı bile yok. Mal adına sadece bir sandığı var. Başka da bir şeyi yok, demiş çoban. Kudabay yine de gidip ejderhayı göreyim demiş ve yoluna devam etmiş. Önüne yine bir koyun otlatan çoban çıkmış. Kudabay ona da sormuş. O da:
– Ejderhanın malı olarak bir şeyi yok. Sadece bir sandığı var, demiş.
Kudabay artık ejderhanın malının olmadığını anlamış ve kendi kendine “Pekiyi şimdi varınca bana ne diyecek bu?” demiş ve ejderhanın evine gelmiş. Kudabay ejderhaya dün vermiş olduğu sözü hatırlatmış. Ejderha Kudabay’a:
– Benim önüne katacak hayvanlarım yok. Mal olarak sadece bir sandığım var. Benim dört çeşit besi hayvanım bu, demiş ve sandığı vermiş. Kudabay da razı olup sandığı almış. Evine doğru yola çıkmış. Eve geldikten sonra sandığı açıp baktığında içinde ay gibi ağzı, güneş gibi gözü olan güzel bir kızın olduğunu görmüş. Kız Kudabay’ı, Kudabay da kızı sevmiş. Kudabay o kızla evlenip muradına ermiş.
TARTIŞMA
Bir gün bir ağaç ustası, sarraf ve molla birlikte uzun bir sefere çıkmışlar. Issız yerlerde, günlerce yol gitmişler. Her akşam birisi ateş yakarak nöbet tutuyor, diğer ikisi uyuyormuş. Ağaç ustası nöbet tutarken canı sıkılmış ve vakit geçirmek için ağaçları yontarak bir kukla yapmış. Sabah uyandıklarında molla ile sarraf kuklaya hayran kalmışlar. Kuklayı da yanlarına alarak yollarına devam etmişler. O gün akşam sarrafın nöbet sırasıymış. O da ateşin başında otururken kuklayı yontup üstüne değerli elbiseler giydirip kukladan güzel bir kız yapmış. Sabah uyandıklarında molla ile ağaç ustası bunu görüp hayran kalmışlar. Kuklayı yanlarına alıp tekrar yola koyulmuşlar. Akşam nöbet sırası mollanınmış. Molla gece boyu tan atana kadar Tanrı te-alaya kuklaya can vermesi için yalvarmış. Sabah uyandıklarında üç yolcuya bir “güzel” hizmet ediyormuş. Bu eşsiz güzele üçü de âşık olmuş. Önce ağaç ustası söze başlamış: