Читать книгу Sovyet Öykü Seçkisi ( Анонимный автор) онлайн бесплатно на Bookz (4-ая страница книги)
bannerbanner
Sovyet Öykü Seçkisi
Sovyet Öykü Seçkisi
Оценить:
Sovyet Öykü Seçkisi

4

Полная версия:

Sovyet Öykü Seçkisi

Memleketimi bütünüyle keşfettiğim bugün, kuzeyde bize özgü bir şeyler bulduğumu anladım. Yoksa neden neredeyse her gün keşfettiğim onca şeyler arasından özellikle kuzey balına bu denli takılıp balın hangi güzel insanlar tarafından nasıl üretildiğini herkese anlatmak isteyeyim?

Şimdi masamın üzerinde lambaların altındaki kristal vazoda insanoğlunun uzun zamandır bildiği, ilk arının bir yerde çiçek bulduğu andan bugüne doğada var olan bu tatlı, hoş kokulu, şifalı maddenin yansımaları dans ediyor. Ancak doğada bilinen ve ulaşılabilir olan bu madde bize arıların hiç bulunmadığı bir yerden gelmiş ve tundra çiçeklerinin özünde bolca bulunan bu bal, arı olmadan insana ulaşamaz. İşte masada parıldayan bu balın yalnızca arılar tarafından yapılmadığını, dahası, özellikle Oka çayırlarının Ruslara özgü arı türünü oluşturmuş insanların çabasıyla Kuzey Kutup Dairesi’nde, daha kuzeyde olan Peçenga’daki Barents denizinin ötesinde, neredeyse eksi 17 derecede, Murmansk’ta, Monçeregorski’nin aşağılarında Hibinı dağları etrafında yapılan çalışmalar sayesinde var olduğunu kesin olarak söyleyebiliriz.

Tat, koku ve renk ile ilgili şeyler hakkında kesin konuşmak zordur. Zevkler ve renkler tartışılmaz. Hele hiç kimsenin tadını bilmediği, henüz keşfedilmemiş bir bal hakkında konuşmak iyice zordur. Aynı zamanda hiç bilinmeyen, hiç kimsenin tek kelime etmediği bir şey hakkında ilk sözü etmek de ayrı bir şey. Bana göre kutup balı bizim balımızdan çok daha lezzetli. Güney ve kuzey balı arasındaki fark, Kuzey ve Güney yarımküre arasındaki ışık farklılığından kaynaklanıyor. Ressamların güneyde ton dedikleri şey kuzeyde onun üzerinde farklı tona açılır ve bu yüzden ışığı daha hoş ve narindir. Gölgelerin, bulutların, suların, dağların dışında, kuzeyi çevreleyen her şey daha hoş ve narin, tabii olandan daha çok insana dayalıdır. Kuzeyde insan emeğiyle de olsa elde edeceğin mutluluk, güneyin tabiatının sana hâlihazırda sunacağı mutluluktan daha fazladır. İşte bu yüzden kutup tundralarından elde edilen bu bal, keşfedilmemiş bir şeyi ortaya çıkarmak ile ilgili olması açısından daha çok ilgimi çekiyor.

III

Bugünlerde kutup tundrasındaki çiçeklerde saklı olan milyonlarca kilo bal keşfedildi ve artık her kuzey insanının kendine özgü, eşsiz bir lezzeti olan kuzey balını sofrasına taşıyabileceği kesin olarak söylenebilir. Ülkemizdeki pek çok güncel keşif arasında bu buluş hâlâ tam anlamıyla fark edilmiş değil ve hiç kimse Kutup Dairesi ötesindeki bu yeni bal ülkesinin Kristof Kolomb’unun kim olduğunu söyleyemez. Masum toprakların yok edilmesine ve yağmalanmasına yol açan şu Amerika’nın keşfinden itibaren dünyada pek keşif olmamıştır. Her yaratıcı emek mutlaka bir buluşla sonlandırılmalıdır. Ancak emekçinin adını yabana atmamak, ona sahip çıkmak lazım, buluşu açıklayan sanatçının yaptığı işe de aynı şekilde sahip çıkmak, bir de bu isimleri keşfedenleri de unutmamak gerek, ancak bal için hangi kuzey insanına daha çok minnet borçluyuz bilmiyorum. 1934 yılında G. B. Ankinoviç ve V. Naumoviç ile birlikte Kutup ötesinde arıları 15 günlüğüne göçe götüren tarım uzmanı V. N. Demidenko’ya mı yoksa “Endüstri” sovhozunun23 başkanı S. M. Lozis’e mi, Moskova’daki orman koruyucularına mı yoksa Murmansk’taki Bölge Yürütme Komitesi ve Bölge Komitesindeki gönüllülere mi? Bu bağlamda arı yetiştirme enstitüsünde çalışanlar arasında biyolog doktor G. A. Avetisyan’ı da anmamak olmaz. Avetisyan, güneşli bir ülkede, Alagöz Dağları manzarası eşliğinde büyümüştür. Ağrı Dağı’na komşu olan pek kadim bir kültürde doğup büyümek ve yaşamak çok güzel olsa gerek! Ne var ki bizim arı yetiştirme sevdalısı mutluluğunu kutup ötesinde, akağacın 50 yılda sadece 20 santim büyüdüğü tundrada bulmuş.

Doktor Avetisyan “Bunda şaşılacak ne var? Kuzey ve güney iklimlerinin enlemi olduğu gibi yüksekliği de var,” dedi bana. Muhtemelen Alagöz Dağı’nın belirli bir yüksekliğinde o 20 santim boyundaki aynı akağacı bulabilirsiniz. Konuşmamızdan şöyle bir fikir ortaya çıkıyor: İnsan, yeryüzünde nereye giderse gitsin, ister enine ister boyuna dağlarda dolaşmış olsun, önemli değil. Önemli olan karmaşık memleket duygusunun içine bilinmeyen, eşsiz ve yeni olanın itici kuvvetinin girmesidir.

1949 yılı yazında Doktor Avetisyan Kuzey Kutup Bölgesi’ne gitmiş ve birkaç arı türü ile birlikte deneyler yaptıktan sonra Murmansklıların vatanseverlik duygularını fazlasıyla ateşlemeyi başarmıştır. Hepsi Kuzey Kutup Bölgesi nektarını çözme işine o kadar kendini kaptırmıştır ki kutup balının üretilebileceği geniş bölgeleri keşfederken bilimsel fikre mi yoksa yerel girişimcilerin vatanseverliğine mi ihtiyaç duyulduğu bugün artık anlaşılamamaktadır. Ancak ben kutup balının keşfini birkaç temel isim de olsa, insandan insana oradan da kutup balına uzanan, belirli kişilerin çabalarıyla oluşan bir zincir olarak tanımlamak isterim. Kendi adıma bu gerçekçi öyküde keşif konusuna o kadar çok girmek istedim ki bu başlı başına yeterli bir malzemeydi ve bu sebeple başka bir şey uydurmama gerek kalmadı.

Hep şöyle derim: “Eğer yazar hayatın kendisine tamamen yakın durup kendisini eşsiz doğuşun tanığı yapabilseydi, yazarın tüm uydurmaları gülünç ve gereksiz olurdu”. İşte bu yüzden ben okuyucuyla saklambaç oynamak istemiyorum ve sonucu en başta veriyorum: Bal bulundu. Bu benzersiz keşfin bir tanığı olarak bu balın nasıl keşfedildiğini ve bu konuda kimleri minnetle yâd etmemiz gerektiğini söylemek benim görevim.

IV

Doktor “Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki güneş boşuna 24 saat boyunca parlamıyor ve boşuna bu saatlerde yapmıyor yeşil bitkiler doğal görevlerini: Kuzeydeki çiçeklerin nektarı güneydekinden daha fazla olur ve yaz ortasında (Kuzey yazı) çiçekler güneydeki uzun yazdan daha çok bal verebilir,” dedi. İşte bu doğru! Ancak akağacın 10 Temmuzdan itibaren çiçek açtığını ve Temmuz sonunda yapraklarının sarardığını çok iyi bilen sıradan bir yerliye bunu nasıl inandırabilirsin? Arılar yalnızca Temmuz ortasında bal toplamaya başlıyor ve Ağustos başında bitiriyorsa bu doğru sözlere nasıl inanılır?

Yerli insan oldukça uzun bir süre tek başına ormanla, suyla ve taşla mücadele etmiş, hem orman hem su hem de taş artık sahibinin eline geçmiştir, ancak bu sahip el her şeye rağmen söylenenlere inanacak ve deneylere büyük paralar dökecek kadar iyi biliyor nesnelerin değerini. Mesele bal denilen maddenin kendisinde değil, kutup gecelerinde ve gündüzlerinde çalışmalarımızın balla taçlandırılması, burada başka insanlar kadar yaşayabilmemiz ve bir şeyler elde edebilmemizdir.

Doktor “Doğayı dönüştürme düşüncesi gece yarısı güneşinin ışığında daha görünür hale gelir. Kutup gecesinde elektrik ışığı daha parlak yanar,” dedi. “Çok haklısın Doktor! Hemfikir olmamak elde değil. Ağzından bal damlıyor. Haydi, bal ver.” Doktor, “Sonbahara doğru bal alırsınız!” diye cevap verdi.

Ve işte başladı! Kolski yarımadasındaki en büyük sovhoz olan “Endüstri”de ilk Kuzey Kutup Bölgesi araştırması olan beş arı kolonisi ortaya çıkarıldı. Bu gezi Sovyetler Birliği Bilim Akademisi Morfoloji Enstitüsü ve Doğayı Koruma Derneği tarafından düzenlendi. Bu ekibe Timiryazevski Akademisi’nden iki kovan çalışanı olan G. B. Ankinoviç, A. A. Lyubimov ve öğretmen S. N. Holuyev dâhil oldu.

Kuzey Kutup Bölgesi’ndekiler “Endüstri” adlı sovhozda kardeşçe çalıştılar ve Hibinı Dağları kendine özgü bronz rengini aldığında gezi araştırmasını yürüten Doktor Avetisyan ilk kutup balı peteğini çıkardı ve üst yönetime danışmak üzere Murmansk’a gitti. Murmansklıların, kendilerine has o kutup balını yedikten sonra yüzlerinin nasıl bir hal aldığını tahmin edebilirsiniz! Ve hangi öykü bizim arı deneyimleri ile geçen ilkyazın bittiğini anlatan gerçekçi öykümüz kadar büyüleyici sonlanabilir? 3 Eylül 1949’da Murmansk Bölge Yürütme Komitesi ve Bölge Komitesi tarafından üretim tecrübesini yaygınlaştırmak adına 1950 yılında Murmansk civarındaki Hibinı’da Monçegorsk’ta ve Peçenga’da arılık24 kurulması ile ilgili bir karar alındı.

Görgü tanıklarına göre bu kararın yarattığı sevinç Murmansk’ta bayram havasında kutlanmıştı. Geniş kloşları olan pantolonlarıyla gençler, Kuzey Buz Denizi’nin seralarında yetişen hercai menekşeleri taşıyan kızların ellerinden tutuyorlardı.

V

Yüz adet arı kolonisi satın alınıp onları Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki arılığa götürme kararının üzerinden çok geçmeden, en iyi hangi bölgeden arı alınması gerektiği sorusu gündeme geldi. Soruya farklı açıdan yaklaşanlar oldu ve arıların soğuğa dayanıklı olmaları noktasında herkes hemfikir olunca, arıları Kafkaslar’a, Ukrayna’ya ve tüm güney bölgelerine götürme fikrinden vazgeçildi. O zaman Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı Arıcılık İdaresi, arıları Moskova bölgesinden almayı teklif etti. Kısa bir tereddütten sonra herkes arıların çocukluğumun yerel arıcısı Ustinıç’ın ünlü kör atı Zina ile gezici arıcılık yaptığı Oka’nın ardındaki kadifemsi çayırlıktan getirilmesi fikri üzerinde birleşti. Kutup balının keşfi esnasında yaşananların benim kişisel yaşamımla kesişmesi oldukça ilginçti. Kendimi yepyeni ve eşsiz bir varlığın manevi babası olarak hissettim ve eğer size tüm bu yenilikleri, bu balın o güzel insanların elinden nasıl çıktığını anlatırsam, samimi söylüyorum bu öykünün diğer öykülerden altta kalır bir yanı olmayan, tamamen gizemli bir öykü olacağını düşünüyorum.

Oka’dan Kuzey Kutup Bölgesi’ne yüz arı kolonisini taşıma fikri İvan Ustinıç’ın gezici arıcılığından hiç farklı değildir. Tek bir fark vardır; o da bu bölgede çok fazla arı olduğundan nakliye işi kör bir at ile değil, modern taşımacılık yöntemleri ile Oka’dan Kuzey Buz Denizi’ne uzanan geniş alan üzerinde gerçekleşir.

İşte o yılın ilkbahar ayı böyle geldi. Murmansklılar dünyadaki ilk arı taşımacılığı deneyimlerini kuzey sınırında yaşadılar. Hemen ilk engelle karşılaştılar: Arılar gelmesine gelecekti ama Kuzey Kutup Bölgesinde hiç arıcı yoktu. “Endüstri”de arıcılık kursları düzenlendi. Bu kurslar o kadar verimliydi ki bir ekin kargası, papağan bile konuşmayı, bir alet ise yazmayı insandan daha düzgün öğrenebilirdi. Ama asıl mesele burada insanın ekin kargası-papağan ya da bir makine görevi görmesi değil, aydın bir insan olarak yetişmesi ve doğanın tanrısı olarak bir insanın nasıl işe yarayacağıydı.

Binlerce yıldır hep aynı zamanda kuzeydeki erken ilkbaharın ufak bir sapmasıyla beyaz karkuşları ortaya çıkar ve ıslak kar üzerinde böceklerin siyah noktaları belirir, daha sonra tarla kuşları ötmeye başlar, akağaç çiçek açar ve her şey mevsim döngüsü içinde binlerce yıl boyunca böyle sürüp gider. Ancak bir gün bir adam çıkageldi, kuşların ve bal taşıyan arıların ne zaman geldiğini, hangi çiçeklerin ne zaman açtığını, yerli arıların çiçeklere ne zaman konduğunu, bal taşıyan arıların ne zaman geldiğini ve kontrol kovanında ne kadar bal biriktiğini, bütün bunları kayda geçirdi. Kayıtların doğruluğunu teyit etmek sanırım bugün zor değil, ancak sıradan birisi için bu veriler, doğruluğa dayalı bilimsel çalışmaya açılan bir kapı, doğanın kendi yasalarını keşfetmenin bir adımıydı. Böylece yok yere heba olan balı elde etmek amacıyla doğanın dönüştürülmesi insanın kendi dönüşümü ile başladı.

Kuzeyin bu sıradan işçilerine Kolski yarımadasındaki arıcılığın kaderini belirleme işi kısmet oldu. Balı kendileri için istemediler, her biri bireysel olarak herkese faydalı olması için yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalıştı. Bence bu, bilim tapınağına giren her sıradan insan için böyledir ancak temiz kalpli insanlar dışında bu yoldan başkaları da gider ve bu, yolu çatallaşmaya götürür: Zor olanı bizimki, kolay olanı ise kurtların ağzına gidendir. Doktorun öğrencileri zor yolu seçtiler ve eğer kuzeydeki balın keşfedilmesi ile ilgili bir kitap yazsalardı, her bir işçinin bilinçsel gelişim süreçlerini not etmeleri gerekirdi. İşte şimdi neden bu bilinç yolunda sürekli olarak karşımıza bazı isimlerin çıktığı anlaşılıyor. Tüm işçilerin adını saymak imkânsızdır, bu yüzden en iyilerin adından söz ediyoruz.

O halde size hepsi adına bir sebze uzmanı ve ekip başı olan Don Kazaklarından Anna Yefremovna Somova’dan bahsedeyim. Bal toplayan arılar üzerinde yaptığı gözlemlerin yanı sıra arıların salatalığın tozlaşmasına etkileri ile ilgili kesin gözlemler de yürütmüştür. Bugün kuzey arısının bal toplamasıyla mı yoksa bitkinin tozlaşmasına yardımcı olmasıyla mı insana daha faydalı olduğunu söylemek artık zordur. Anna Yefremovna bugün bir arı kolonisinin çalışmasının yüz yirmi insanın salatalık tozlaşması için çalışmasına eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır.

Geyik yavrulamasının en kızgın dönemlerinde yerel yönetim, bu iş için daha önceden de birlikte çalıştıkları müthiş bir enerjiye sahip zooteknik uzmanı Elza Vladimirovna Bıstryakova’yı tundradan çağırdı ve onu Moskova’ya gönderdi. Biz geyik kostümlü yeni bir Amazon kadınıyla karşılaşacağız diye düşünürken karşımıza üzerinde mavi renkli, harika bir paltosu olan ve elinde tüm bayanlarda görmeye alışık olduğumuz klasik, taşıması rahat olmayan çantası ile hoş görünümlü bir kadın çıktı. Onun işi, malum çantasız olmazdı, maddi işlerdi neticede. Banka kredisi ve arıları taşımak için kullanılacak soğutmalı vagon işleri koşuşturmacasının ardından arıları Kuzey Kutup Bölgesi’ne taşıma sorumluluğu ve riskini alacak bir arı uzmanı ya da arı sever bir nakliyeci bulma sorunu ortaya çıktı. Doğruyu söylemek gerekirse bu iş için İvan Ustinıç’i diriltip ona yüksek eğitim vermek gerekirdi. Ustinıç’ten başka kim ormandaki arıları at üzerinde onlarca kilometre götürme, sonra da binlerce kilometre boyunca demiryolu üzerinde onları sallama ve buzlu vagonda onlarla birlikte üşütme riskini göze alır? Bu da yetmezmiş gibi bir de oradan arılarla Barents Denizi üzerinde sallana sallana yol aldıktan sonra Peçenga’ya kadar bir kamyonun içinde bozuk yolda paldır küldür giderdi ki?

Mesele, savaş şartlarına benzer bir hal aldı: Savaş gibi zor durumlarda gönüllülerden yararlanılır ve Moskova da her türden gönüllünün bulunduğu bir yerdir. Bunlar arasında elbette arıcılar da bulunur. Kısa bir süre sonra İvan Ustinıç’i diriltme fikri gereksiz kaldı. Biz arı severler olarak her birimiz aramızda öyle bir insan bulunacağını, hatta şu an bile aramızda böyle birisinin olduğunu biliriz; sadece onu düşünmek aklımıza gelmez, o kişi de ben o’yum demeye cesaret edemez. Ancak bir gün merkezden gelen emir üzerine İvan Ustinıç ile tamamen aynı kafada olan, sadece çenesinde bir tutam beyaz kılı sayesinde sakal tipi olarak ondan farklı olan ve genel mizacı itibarıyla yüksek eğitim almış yaşlıyı andıran bir adam çıkageldi. Ruhu, İvan Ustinıç’inki gibi şarkı söyleyen arıların sesiyle dolu olan gerçek bir kovan gibi görünüyordu. Ama bence Konstantin Sergeyeviç Rodionov ruhen ondan daha üstündü.

Ustinıç, arıları görmeli, duymalı ve onlara duman vermeliydi ancak Arıcılık Enstitüsü’nün bilimsel araştırmacısı olan Konstantin Sergeyeviç arıları görmeden de İvan Ustinıç kadar onları sevebilirdi. Arılara karşı olan özel merakı yüzünden ona “Son Mohikan” diyorlardı ama biz ve tüm Kutup Dairesi onu ve Doktor Avetisyan’ı kuzeyde gerçekleştirdikleri eşsiz çalışmanın öncüleri olarak ilk Mohikanlar diye hatırlayacağız.

“Mohikan” sözcüğünü bilenlere bir soru: Sizce hangi anlamda kullandık bu sözcüğü? Bence bu sözcükle biz, oldukça yeni, kaçınılmaz ve haksız bir şekilde yok olan bir şeyi kastediyoruz. Dahası sanki buna alışacağız ve gelecekte Mohikansız yaşayacağız gibime geliyor. Ancak çocukluktan beri Kızılderililer ile ilgili kitaplar okuyan, Mohikanlarla birlikte her zaman isyan eden ve savaşan ben, şahsen buna alışmayacağım. Ve ilk Mohikanımızın ülkesinin ufkunu genişletmek için attığı ilk adımın ufku genişletmenin aksine önceki kazanımların baskısı ile karşılaşması tesadüfi değildi.

Oka’nın Bölge Tarım İşleri Başkanı, Rodionov’a yüz adet arı kolonisi satmayı reddetti. O zaman yıldırım telgrafla Rodionov’un yerine tundralı Elza getirildi. Bu prensipli kızın sihirli bir gücü vardı. Tundralı Elza, Kuzey Kutup Dairesi insanını araştırma düşüncesine o kadar derinlemesine girmişti ki Oka ötesinde milyonlar kazanan kolhozlarda Kuzey Kutup Bölgesi için yüz adet arı kolonisi bulunmadığını duyunca o kadar alaycı bir şekilde gülmüş ve bu durum Başkanı şaşkına çevirmişti. Aslına bakarsanız başkanın ufku, yeni nesil kızların bakış açısı ile kıyaslandığında orman bitkileri ile sınırlı eski bir bakış açısıydı. Orman sınırlarını aşan bir ufka sahip olan Tundralı Elza, bunu hemen anladı ve ona direkt olarak “Çitini kaldır, yoldaş!” dedi.

Başkan şaşırdı.

Elza “Siz burada, Oka ardındaki çayırlıkta zengin kolhozlarınızı canlı çitle donatmışsınız. Ancak umuyoruz ki bizim tundramızda sizin kadifemsi çayırlığınızdan daha çok bal elde edeceğiz. Çağımızın temel düşüncelerinden biri de geride kalmış insanları ön sıralara taşımak değil midir?” dedi sonrasında. Bu sözlerden sonra Başkan her şeyi anladı ve kendi bölgesi ile ilgili mücadele azmini anlattı.

Elza “Balınız ziyan olmayacak! Bal, memleketiniz Oka’yı üne kavuşturacak,” dedi. Başkan tamamen kendine gelmiş bir halde “Bizim kadifemsi çayırlıklarımız sizin Kutup tundralarını andırıyor, diye cevap verdi.

Böylece saygın işçi kıvrak bir hareketle çitin ötesine geçti ve Tundralı Elza, kadifemsi çayırlıkların tüm bal taşıyan üyeleri için koca bir buket aldıktan sonra bölgeden ayrıldı.

VI

O yaz çayırlıktaki ot biçme işi yağmur yüzünden bir parça sekteye uğramıştı. Ancak Rodionov’a arıları taşımak için acil olarak birisi gerekince, yağmur dindi ve tıpkı eskisi gibi yaşlılar ve gençler çayırlara attı kendini. Arılar varken yerinde durmak mümkün değildir. Yağmurlu günlerde arılar stoktakini yer; gelecekteki güneşli günleri ümit etmek için geçtir. Yoldayken yem yetişmeyebilirdi, ancak bunun da planı yapılmıştı: Arılar stokları ile birlikte Kuzey Kutup Bölgesi’ne taşınacak ve hemen bal toplamaya gönderileceklerdi.

Bu verimli dönemde arılarla bir gün bile yerinde durmamak gerekiyordu. İnsanlar ise kendilerini çayırlara salmıştı ve onları Bıstryakova’nın Bölge Tarım İdaresi Başkanını ikna ettiği gibi inandırmak mümkün değildi. Neyse ki memleketimizin her bir köşesinde zeki ve geniş bir ufka sahip bir insan gizlidir. İşte bugün de bu kişi, çocukluğumdaki İvan Ustinıç’e benzeyen yaşlı arıcı Yakov İvanoviç Popov’du.

Kulak25 diye bir şey bugün kalmadı zannedersem, ancak mülkiyet sahipliği ruhu kamu işlerinde hâlâ yer yer kendini gösteriyor. Bir yerlerde Kuzey Kutup Bölgesi’ne ikinci sınıf bir arı kolonisi iteleyip kendilerine daha iyilerini ayırmaya yeltenmişler. Ve eğer Yakov İvanoviç olmasaymış, ilk Mohikan için kötü olurmuş. Yakov İvanoviç’in görevi fazlasıyla büyüktü ve bu görev Oka’dan oldukça uzakta, Kutup Dairesinde bir yerlerdeydi. Ama Yakov İvanoviç gibi bir yerli için bunun ne önemi var! “Hilesiz satış olmaz” sözüne göre hareket eden herkesin üstüne bir atmaca gibi atılıp tüm benliğiyle Kuzey Kutup Bölgesi için çalıştı.

Sonraları “yeşil gece” olarak adlandırılan bir gece yaşandı. Araç yetersizliğinden, ne bileyim belki de yolun olmamasından dolayı arıları taşımak için çayırlarla kaplı ormanlık alanı at üstünde geçip Oka’dan demiryolu istasyonuna geçmek gerekti. Arıların huylarını iyi bilen arıcılar, ameliyata girmeye hazırlanan bir doktor gibi telaşlandılar. Diğer arılar at arabasına taşınsın diye tek bir arının kovandan çıkıp atı sokmasından bile memnun olacaklardı. Tek bir kovan kırılsa ve oğul arı kovandan kaçsaydı, yalnızca iki yüz arının iğnesi bile at için ölümcül olabilirdi. Ancak atlar yalnız değildi. Her kısrağın henüz süt emen bir yavrusu vardı. İşte bu sebeple Yakov İvanoviç bütün gece elinde duman körüğüyle birlikte at arabasından diğer arabaya koştu ve şüphelendiği yerlere sürekli olarak duman verdi, Rodionov ise elinde bir kil kovası ile oraya buraya koşuşturarak sarsıntının kovanda oluşturduğu irili ufaklı her türden yarığı sıvadı.

Tüm gece aralıksız süren bu koşuşturmalarla geçti ve gece boyunca içlerinde tek bir endişe dönüp duruyordu: “Arıların kovandan kaçmaması için ne yapmalıyız?” Burada, insanların kafasında bu endişe varken, bu yaz akşamında, çayırlıkta çekirgelerin tek bir endişesi vardı: Tek bir notadan vızıldayıp durmak. Dişi bıldırcın da tıpkı onlar gibi bütün gece boyunca tek bir iş seçmişti kendine “ciiik ciiik ciiik”26, bıldırcın kılavuzu ise bir başına herkes adına kendini paralıyordu: “Zordur anam, zordur babam”. İşte bu yüzden Rodionov bize daha sonra bu gecenin yeşil bir gece olduğunu söylemiştir, ancak arıların Kuzey Kutup Bölgesi’ne taşınması sırasında hissettiklerim arasında bizi en çok şaşırtan, bir önceki gece getirilen arı kolonisinin bırakıldığı istasyonun şefi olmuştur. Elbette arıların başına bir nöbetçi dikilmişti ama tam da bu noktada başına bir bela almıştı. Biraz düşündükten sonra istasyonda arılara bir şey olmaz dedi ve kaçtı gitti. Bir başka arı sever istasyon şefi onun yerine gece boyunca orada nöbet tuttu ve ikinci arı kolonisi gelene kadar o da belki “yeşil” bir gece geçirdi.

VII

Kuzey Kutup Bölgesi balının keşfinin bu işle uğraşan bütün insanların ortak gayreti ile birlikte yürütülmesi istenmesine rağmen arının ne kadar hoş ve hisli bir varlık olduğunu bilmeden arıcının emeğini anlamak ve onun değerini bilmek imkânsızdır. Herhangi eski bir arıcıyla konuşmak ve “Bu arı sever bize yalan uyduruyor olmasın?” diye kendine sormak yeter. Yakov İvanoviç, güneş tutulmasının yaşandığı çok eski zamanlarda bile arıların sabah itibarıyla her zamanki düzende Oka’nın ötesindeki çayırlara doğru uçtuğunu, insanların güneş tutulmasını fark etmelerinden birkaç saat önce adeta büyük gri bir boru şeklinde geri döndüklerini ve kovanın her yerine yapıştıklarını anlattı. Sonrasında, güneş tutulması başladığında herkes arıların bunu nasıl önceden bildiklerine şaşırmış. Ancak köpeklerin, kilometrelerce ötede sahiplerini kaybettiklerinde, yağmurun tüm izleri silmesine rağmen onu bulabilme gibi özel bir topografik hissi varsa ve kuşlar gökyüzünde bizim okyanusta yüzdüğümüzden çok daha iyi ve daha doğru uçabiliyorsa, o halde arıların gökyüzündeki güneşi hissetmek gibi özel bir içgüdüleri neden olmasın?

Yıllarca arıların dansını arıcıların bir uydurması olarak görmediler mi? Bugün artık bilim, arı dansının keşif uçuşu yapan arıların işçi arılara bir şeyler anlattıkları bir arı dili olduğunu gösterdi. Nektarın bulunduğu yer ile ilgili topografik anlatı üç noktaya ayrılır: kovan, nektar bitkileri ve güneşin konumu. Bu üç noktadan ikisi sabittir, üçüncü nokta olan güneşin konumu ise değişkendir. Ve keşifçi arıların anlatısı, aslında, altında nektar bitkilerinin bulunduğu alana düşen güneş ışınlarının düştüğü kesin dakikanın bulunduğu bir köşe perspektifi çizimidir. Madem keşifçi arılar her seferinde gökyüzündeki güneşin konumu hakkında bildirimde bulunabiliyorlar, o halde neden topograf-arılar güneşin tutulma öncesindeki şaşkınlığını kovandakilere bildirip, “kıyamet” öncesinde onlar da şaşırmasın ve kovandan kendilerini aşağı atmasın diye birbirleriyle haberleşmesinler ki? Bunların hiçbiri uydurma değil, ancak arıların ne kadar hisli canlılar olduğunu bile bile onların Kuzey Kutup Bölgesi’ne taşınma risklerini düşünmemek hiç olur mu?

Arıları soğutmalı vagonlarda normal tren hızında taşıyıp belirli bir grafik tutarak Kuzey Kutup Bölgesi’ne ulaştırmaya yönelik zorlu ve seri çalışmamızı yürütürken epey zorlandık. Ancak bu işi bir kez yaptın mı, ne işçi bulmaya ne de başka bir şey düşünmeye gerek kalmaz. İşin başında tek kişi olsa bile yeter; güçsüzüm deme, at arabasının dizginlerine asıl ve arıları götür.

Yakov İvanoviç, diğer arılarla birlikte kovanları üst üste yerleştirip yüklemeye yardım ederken “İyi düşün dostum, tek başına nasıl üstesinden geleceksin?” diye sordu. Rodionov, emin bir şekilde “Gitmem gerek!” diye cevap verdi. Arıların çok yumurtası vardı; yolda bir gecikme yaşarlarsa, yavrular stokları yer ve ölür, arılar da telef olurdu. Yakov İvanoviç iyiden iyiye şaşırmış bir halde “Nasıl başaracaksın?” diye sordu. Rodionov ise onun neden şaşkın olduğunu çok iyi biliyordu. Yaşlı adam yetmiş yılın yükünü, binlerce aile ve kolhoz işini bir kenara atıp çalışmayı yürütmek için Rodionov ile birlikte gitmek zorunda hissediyordu kendini. “Arkadaş, vazgeç bu işten, odun taşımıyorsun ya?” diye ikna etmeye çalıştı onu. Ancak vazgeçmek sezona nokta koymak demekti. Vagon ayrılacaktı. Başka bir vagonu da hemen bulma şansı yoktu. Sonra hava bozabilirdi ve şeker alınması gerekiyordu.

Arılar ile ilgili endişelerin yarattığı telaşın arasında araştırmacı, içinde hem kendine hem de bir arı sever olan arkadaşına gerekli malzemelerin ve ekmeğin bulunduğu çantayı getirmesini belirttiği telgrafı vermeyi unuttu. Engelli olan ve hiçbir meziyeti olmayan İvan Nikolayeviç Vzorodov, trenin hareket etmesinden ancak yarım saat önce ortaya çıktı ve hiçbir şey düşünmeden, kendince kovanların hareket halindeyken birbirine sürteceğini düşündüğü yerlerde boş boş oyalandı. Arkadaşının içinde bulunduğu zor durumu hemen fark etmiş olacak ki seslere kulan asmadan kendini çalışmaya verdi. Ve tek bir kelime bile etmeden, doğruca Kuzey Kutup Bölgesi’ne gitti.

bannerbanner