Читать книгу Elçine Armağan ( Анонимный автор) онлайн бесплатно на Bookz (2-ая страница книги)
bannerbanner
Elçine Armağan
Elçine Armağan
Оценить:
Elçine Armağan

3

Полная версия:

Elçine Armağan

Bununla birlikte Elçin povestleri, onun romanları için merdivenin bir sonraki basamağı işlevi görür. Hikâye başlangıcı ve povest düşüncesi yazarda roman düşüncesini şekillendirmiştir. XX. yüzyılın altmışlı yılları Elçin’in yaratıcılığının hikâye dönemi, yetmişli yılları povestler aşaması, seksenli yılları ise roman çağı olduğu söylenebilir. Kuşkusuz bu aşamaların her birinde Elçin, ek olarak diğer türlerde de hatta edebî eleştiri alanında da eserler yazmıştır. Ancak her dönemin üstünlük kuran türleri anlamında yıllar merdiven gibi türlerin de gelişimini şart koşmuştur. Bu tür evrimsel süreçler, Elçin’in yaratıcılığında roman türünün doğal görünümünü hazırlamıştır. Geçen yüzyılın seksenli yıllarında yayınlanan “Mahmud ve Meryem” (1983), “Ağ Deve (1985) ve “Ölüm Hökmü” (1989) romanları edebiyatın ağır toplarının tüm silahlarını kullanma yeteneğini geliştirmiştir. Bu romanlarda çok yönlü bir olay örgüsü, zengin bir karakter dünyası ve önemli toplumsal sorunlar yansıtılır. Elçin’in roman tefekküründe estetiğin başı çekmesi yanında bilimsel görüşler de kendince yer almaktadır. Romanlarında bedii düşüncenin tüm olanaklarını sarf ettikten sonra sanki ikinci bir nefes almak için bilimsel anlayıştan ve kavrayıştan gelen enerjiden yararlanır. Böyle anlarda anlayış, bedii düşünceyi destekler ve derinleştirir. Yani zengin gerçeklere ve tarihi kaynaklara sahip olan “Mahmud ve Meryem” ile Büyük Vatanseverlik Savaşı10 olayları ve insanlarından bahseden “Ağ Deve”yi anlamadan sadece bedii algıyla üst düzeyde yazmak zor olur. Stalin Bağırov döneminin gergin atmosferini gerçek tarihi ve güncel siyaseti bilmeden roman düzeyinde derinlemesine yansıtmak mümkün olmazdı. Çok aktif okuma alışkanlıkları, bilimsel faaliyetlerde bulunma, araştırma makaleleri, adaylık ve doktora tezleri yazıp savunması Elçin muallimin dünya görüşünde, topluma ve insana bakış açısında bedii yeteneğin gerçekleri ile beraber, bilim faktörünü, anlayıştan gelen nitelikleri de benzersiz bir şekilde birleştirir. Elçin’in roman düşüncesi, bedii düşüncenin genişliği ile bilimsel anlayışın derinliğinden örülmüştür. Genel olarak Elçin, hayatın gerçeklerini yüksek bir bedii düzeyde ve anlayışın ışığında sunan mükemmel bir sosyolog yazardır.

Kanaatimizce XX. yüzyılın 70-80’li yıllarında Elçin’in ve onun çağdaşı olan diğer yazarların yaratıcılığında roman türünde yazılmış eserlerin daha geniş ve daha tutarlı bir şekilde ortaya çıkmasında Azerbaycan’da yaşanan süreçlerin önemli rolü olmuştur. Özellikle, önde gelen devlet adamı Haydar Aliyev’in Azerbaycan’a önderlik ettiği 1969-1982 yıllarında cumhuriyette harekete geçen milli uyanış, kendini anlama, tarihe, özüne dönen insanları, tarihi ve toplumu roman ölçeğinde kavramak ve yansıtmak için makul koşullar yaratmıştır. Bu tarihî aşamada edebiyatta sosyalizm realizmi edebî anlayışının gerektirdiği ideolojik çevrenin ötesinde ulusal fikirler, halkın kaderi, toplumsal ve manevi gelişiminde mühim rol oynamış büyük şahsiyetlerin mücadelesini tasvir ve terennüm eden kapsamlı eserler ortaya çıktı. Elçin’in romanlarının ortaya çıkmasında da bu millî uyanış ve öz farkındalık dönemi kendi sözünü söylemiştir. “Mahmud ile Meryem” romanında yaşanan büyük aşkla birlikte Azerbaycan devlet tarihinde özel bir yere sahip olan Şah İsmail Hatâyî Dönemi’nden, Çaldıran Savaşı’nın derslerinden bahsedilmesi ulusal tarihe dönüş döneminin kurguda açtığı olanakların bir yankısıydı. Mahmud ve Meryem’in aşk dünyasının gerçek sunumu da edebiyatta ideolojiden insana doğru hareketin Elçin’in çalışmalarında ortaya çıkan bir gerçekti. “Mahmud ile Meryem” insan ve zaman, aşk ve devran hakkında mükemmel bir macera romanıdır.

Elçin Ak Deve ve Ölüm Hükmü romanlarında da insan ve zaman ilişkisine çeşitli açılardan ışık tutmuştur. Ak Deve romanı büyük vatanseverlik savaşı sırasında cephede meydana gelen olayları bütün sebep ve sonuçlarıyla gerçekçi şekilde yansıtan bir eser olarak büyük önem taşımaktadır. Ak Deve savaş konusunda yazılmış eserler kervanının başını çekmektedir. Ölüm Hükmü romanı adaletsiz bir baskıcı rejime karşı yurttaş bir yazarın adaletli hükmüdür.

Uzun müddetten sonra Elçin’in 2014 yılında okuyucuyla buluşan Baş11 adlı romanı Azerbaycan edebiyatında en yeni roman akımına önderlik eden önemli bir edebî olaydır. Tarihî bir konuda yazılan bu eserde belgeler kronolojiye çevrilmemiş, zengin bedii malzeme içerisinde eritilerek dönemin, olayların ve şahsiyetlerin objektif sunumu için güvenilir bir dayanak noktası hâline getirilmiştir. Dolayısıyla “Baş” belgesel bir nesir örneği değildir, belgelerden de yaratıcı bir şekilde istifade edilmiş tarihî romandır. Hatta eserdeki farklı şahsiyetlerin birbiriyle yazışmalarını yansıtan mektuplardan hangisinin gerçek bir el yazması veya bedii bir hayal ürünü olduğunu belirlemek için özel bir araştırma gerekmektedir.

Baş romanında XIX. yüzyılın başlarında Çarlık Rusya’sının Kafkasya’yı işgal etme uğrunda verdiği mücadele ve Azerbaycan’daki direniş hareketi geniş bir planda tasvir edilmiştir. Elçin bu eserinde belirli bir zaman çerçevesinde dünyadaki hadiseler düzeyinde Azerbaycan’ın kaderinden bahsetmektedir. Yazar Çarlık hükümetinin Kafkasya’yı fethetme politikasını yürüten tarihî şahsiyetlerin rollerini ve konumlarını doğru bir şekilde belirlemiş ve bunu bedii açıdan güçlü yöntemlerle gerçekçi bir şekilde yansıtmıştır. Rusya, Kafkasya, Azerbaycan ve İran coğrafyasında yaşamış ve çeşitli sorumlu görevler üstlenmiş tarihî şahsiyetlerin bireysel özelliklerini, kişisel niteliklerini ve psikolojilerini derinlemesine anlatmak Elçin’in önemli bir yaratıcılık başarısıdır. Romandaki psikolojik bakış, manevi dünya ile içtimai düşüncenin sentezinin psikolojisidir. Yazar, Kafkasya Genel Valisi General Sisianov’un siyasi yüzünü ve ruhani dünyasını tüm gerçekleriyle sunar.

Elçin’in yazılı beyanında General Sisianov, Rus devletine (Kızıl Çar’ına) sadık olan, aynı zamanda tarihî gerçekliğe uygun olarak, Kafkasya’nın fethine giden yolda kan dökmekten, felaket ve facialara yol açmaktan çekinmeyen zalim bir askeri-politik sima olarak okuyucuya aktarılır. Eserde Bakü’de, İçeri Şehir’in Koşa Gala kapısının önünde Sisianov’un başının kesilmesi hadisesinin İmparatorluk içinde, Azerbaycan’da ve İran’da yarattığı yankıların tasviri, tarihten alınmış ve bedii açıdan bulunmuş detaylarla desteklenmiştir. Bu, Azerbaycan hanlıklarının ayrı ayrı küçük devletler olmasına bakmaksızın milletin toprak ve arazi meselelerinde iç siyasi ve manevi birliğini göstermektedir.

Yazar, bu olayı çok çeşitli açılardan Azerbaycan’daki direniş hareketinin ve ulusal kurtuluş mücadelesinin özünü ortaya çıkarmanın ana aracı olarak değerlendirmiştir. Romanda bu ciddi olayın yarattığı sarsıntılar, heyecanlar, tereddütler, panik ve kafa karışıklığı, ayrı ayrı karakterlerin timsalinde tüm incelikleriyle anlamlandırılır. “Baş”, Kafkasya’nın temel problemi olan işgal, direniş ve özgürlüğü konu alan bir romandır.

Halk yazarı Elçin’in Baş romanı Azerbaycan’ın devlet bağımsızlığı uğrunda geçtiği onurlu ve sorumlu, zorlu ve karmaşık yolu derin bir edebiyat anlayışıyla yansıtan mükemmel bir bedii eserdir. Ancak Azerbaycan hanlıklarının birleşmesi ihtiyacı, hususen tüm özellikleri ve süreçleriyle Bakü hanlığının kaderi ilk defa ve geniş ölçüde Elçin’in Baş romanında yansıtılmıştır. Eserde Car-Balaken hadiseleri ve General Sisianov’un çizgisinin tasviri de tarihî ve renkli olayların aynı zamanda cezbedici karakterlerin esasında ilgi çekicidir. Romanda Karabağ Hanlığı ile ilgili anlatılan olaylar, özellikle İbrahim Han ve aile bireylerinin kaderinin yansıması, tarihî gerçeklerin doğru bir şekilde aktarılmasına hizmet ettiği gibi Azerbaycan edebî düşüncesindeki mevcut yanlışlıkları da gidermeye hizmet etmektedir. Böylece Elçin, Azerbaycan tarihinin çok zor ve karmaşık bir aşaması olan hanlık döneminin bütün tablosunu edebiyata kazandırmış ve nihayet ülkemizin XIX. yüzyılın başlarında içinde bulunduğu sıkıntıları, halkımızın şerefli mücadelesini, büyük şahsiyetleri tamamen edebî bir olaya dönüştürmeyi başarmıştır. Yazar aynı sürecin Gürcistan’daki gidişatını ve Rusya’daki yankılarını ayrıntılı olarak gösterebilmiştir. Eserde Azerbaycan hanlıklarının İran ile ilişkilerine geniş yer ayrılmıştır. Böylece Elçin’in Baş romanı bütün bir tarihsel dönemi geniş bir ölçekte yansıtır. Şüphesiz, Elçin muallimin yazma tecrübesinin yanı sıra görevli olarak devlet işlerinde uzun yıllar çalışması ve dünya olaylarına uluslararası ilişkiler düzeyinde bakabilme imkânı da romanın başarısında önemli rol oynamıştır. Bütün bunlardan dolayı tür açısından Baş romanı modern tarihî-psikolojik romanın en güzel örneği sayılabilir.

Halk yazarı Elçin, Baş romanında, Azerbaycan tarihinde adları belli olan ve haklarında fazlaca bilgiye sahip olmadığımız tarihî şahsiyetlerin kusursuz bedii karakterlerini oluşturmuştur. Ayrıca yazar Elçin Efendiyev’in Baş romanında bedii fantezisinin bir mahsulü olarak yarattığı akılda kalıcı karakterler dönemi, zamanı, tarihi-içtimai süreçleri zenginleştirir ve tamamlar.

Elçin’in Baş romanı olay örgüsü, kurgusu, dili ve üslubuyla yönüyle de ilgi çekicidir.

Kısaca, Baş romanı Azerbaycan millî kimliği açısından yazılmış, millî ruhu güçlü olan büyük bir edebiyat örneğidir. Aynı zamanda bu eser, tarihsel süreçlerden ders çıkarması için modern okuyucuya yol gösterici olabilecek mükemmel bir tarihî-psikolojik romandır. Büyük bir dönemi, tarihî ve bedii bakımdan gerçekçi ve genel düzeyde yansıtması nedeniyle Baş romanı Azerbaycan edebiyatında edebî bir olaydır.

Bahsettiğimiz gibi halk yazarı Elçin’in yaratıcılığı tür bakımından zengin ve çok yönlüdür. Onun yaratıcılığında dramaturgisinin ayrı bir yeri vardır. Elçin’in dramaturgisi, Azerbaycan edebiyatında drama türünün gelişmesinde yeni bir aşamadır. Elçin’in “Poçi Şöbesinde Heyal” adlı ilk piyesini XX. yüzyılın yetmişli yıllarında yazmasına rağmen, eseri sahnelenmediği için uzun süre dramaya yönelmediği bir röportajdan anlaşılmaktadır. Yazarın dramaturgiye dönüşü, Azerbaycan edebiyatında bu edebî türde yazılan eserlerin ve tiyatroda dramaturgi eserlerinin az olduğu dönemde olmuştur. Bu nedenle dram eserleri, hayatın gereksinimlerini olduğu kadar edebiyatın ve sahnenin ihtiyaçlarını karşılamaya hizmet eden değerli sanat örnekleridir. Ayrıca Elçin’in dramaturgisi, XX. yüzyılın doksanlı yıllarının başlarında mevcut sosyalist toplumun çöküşü ve başlangıç aşamasında yeni kuruluşun karmaşık süreçlerle yüzleşmesi süreçlerinin yankısı ve de zamanın ısmarlaması olarak ortaya çıkmıştır. Elçin’in dramaturgisi, bağımsızlık döneminin önemli bir edebî olayıdır. Yazarın drama eserlerinde Azerbaycan toplumunun yaşadığı geçiş süreçleri tüm doğallığı ve dramatikliğiyle edebiyata kazandırılmıştır. Tiyatrolarımızda drama eserlerinin eksikliğinin yanı sıra Azerbaycan toplumunun yaşadığı geçiş süreçlerinin zorluklarını yansıtması ve çıkış yollarına ışık tutması Azerbaycan tiyatrosunda Elçin dramaturgisine ciddi bir talep oluşturmuştur.

Elçin’in dramaturjisi, daha çok bir karakterler dramaturjisidir. “Delihanadan Deli Gaçıg” trajikomedisinde de karakterler gösteriyi yönetirler. Karakterlerin bireysel özellikleri o kadar belirgindir ki her birinin toplumdaki konumu sadece karakterlerinden değil, aynı zamanda bireysel özelliklerinden de tanınmaktadır. Aynı zamanda karakterlerin bazılarında destansı işaretler gözlemlenebiliyor. Dolayısıyla şube müdürünün kozmik dünyaya yaptığı gezilerle ilgili bilgileri, Ponteleymon Polikarpoviç’in tanıdığı insanların geçmişiyle ilgili açıklamaları, epik düşüncenin dramatik amaçlara hizmet eden başarılı bir bedii sunumudur. Destansı unsurlar Elçin’in bedii nesrinin bir özelliği olsa da “Delihanadan Deli Gaçıg” oyunundaki psikolojik anların canlandırılmasına, dramatik durumların derinleşmesine uygun koşullar yaratır.

Kanaatimizce, halk yazarı Elçin’in “Delihanadan Deli Gaçıg” trakomedisi ile “Menim Erim Delidir” piyesi birbirini tekrar etmemek şartıyla organik olarak birbirini tamamlamaktadır. Bu eserlere Azerbaycan dramaturjisinde bağımsızlık dönemindeki ilk diyaloglar demek mümkündür. Her iki eser de hem ayrı ayrı hem de birlikte yaşadığımız yakın tarihin, çevrenin ve toplumun sanat anlayışının etkili ve edebî dersleridir. Dolayısıyla bu eserler, halk yazarı Elçin’in sosyolog bir oyun yazarı olduğunu kesinlikle doğrulamaktadır. Bu oyunlarla Azerbaycan toplumunun içinde bulunduğu kaos döneminin eksiksiz ve objektif bir tablosu yeniden canlandırılmış ve doğru sonuçlara varılmıştır. Son yıllarda sahnelenen “Cehennem Sakileri” piyesi de biraz daha erken bir dönemin -baskı yıllarının- olaylarını canlandırsa da korku, şüphe ve kafa karışıklığının doğasına ışık tutan bir dram eseri olarak mevcut diyaloglarda ifade edilen temaların tüm sistemini yansıtır.

Dramaturgi yaratıcılığının sonraki dönemlerinde Elçin toplumda yaşanan içtimai süreçleri sahnede canlandırmayı tercih etmiştir. Bu eserlerde modern toplumun çelişkileri ve maneviyattaki değişimler çatışmanın temelini oluşturur. Yeni dönem dramaturgisinin sorunları, ülke ve dünya arasındaki ilişkileri de yansıtır. Modern çağın olaylarını ve süreçlerini genel olarak yansıtan “Teleskop” piyesinin ve “Şekspir” dramının ülkemizin yanı sıra yurt dışında da özellikle Londra sahnesinde başarıyla sahnelenmesi ve büyük yankı uyandırması Bağımsızlık Dönemi Azerbaycan Tiyatrosu’nun önemli bir başarısıdır.

Edebî yaratıcılık sahnesindeki uzun süreli ve verimli etkinliği nedeniyle “Halk Yazarı” onursal unvanını kazandı. Elçin Efendiyev aynı zamanda usta bir eleştirmen ve edebiyatçıdır. Eleştirmenlik ve yazarlık Elçin’in yaratıcılık faaliyetinde her zaman yan yana ilerledi. Bunların her ikisi de Elçin’e özgüdür, nasıl derler, onun yaratıcı düşüncesinin çift kanadıdır. Elçin’in eleştirmenlik faaliyetinin başarılı olmasının esas sebeplerinden biri sanatsal yaratıcılığın doğasına derinden aşina olmasıdır, yani yazarlığıdır. Yahut onun yazar olarak edebiyatta özgün bir konuma sahip olmasının, tutarlı ve üretken bir şekilde faaliyet göstermesinin ana nedenlerinden biri de tecrübeli bir eleştirmen olarak edebiyatın yüksek taleplerine aşina olması, her zaman canlı edebi süreci yaşaması, gelişen çevre ile uyumlu nefes alması, yani eleştirmenliği ile alakalıdır.

Elçin Efendiyev’in “Azerbaycan Bedii Nesri Edebi Tengidde” konusunda yazıp başarıyla savunduğu adaylık tezi onun eleştirmenlik faaliyetinin mükemmel bir başlangıcıdır. Bu model ve yapıda, o zamana kadar herhangi bir bilimsel çalışma yazmamıştı. Elçin Efendiyev seçtiği bilimsel problemin sadece fikir içeriğini değil, yapısını da kendisi belirlemiştir. Daha sonra farklı dönemlere ait nesri, drama ve şiirin edebiyat eleştirisindeki yankılanması, değerlendirilmesi hakkında bilimsel eserler yazanlar, edebiyat bilimimizin temelini oluşturan “Elçin Modeli”nden yararlanmışlardır. Bu prestijli bilimsel çalışmada, Azerbaycan nesrinin yenilik ruhu, karakter arayışları ve bedii özellikleri gibi problemlerine yönelik tutumu ön plana çıkarmak önemli bilimsel-teorik ehemmiyete sahip bir konuydu.

Nesirde ve dramaturjisinde olduğu gibi, bilimsel araştırma eserlerinde de Elçin’in kendine özgü kişisel üslubu, yaklaşım metodu ve anlatım tarzı açıkça görülmektedir. Güçlü bir edebiyat eleştirmeni olarak Elçin’in üslubu için bedii-publisist12 ögelerinin bilimle kaynaşması, genelleme noktalarının betimlemesi olarak her zaman dikkat çekmiştir. Doktora tezi olarak yayımlanan “Edebiyyatda Tarih ve Müasirlik” eserimde ortaya konulan sorunlar, ileri sürülen bilimsel düşünce ve tezler bağımsızlık döneminde yeniden hazırlanmakta olan millî edebiyat tarihimizin ve edebiyat ders kitaplarının zenginleşmesine katkı sağlamaktadır. Şimdiki aşamada bu, çağdaş eleştirmen ve edebiyat bilimciler için güvenilir bir rehber işlevi görmektedir.

Elçin’in “Müasir Dövrde Azerbaycan Edebi Tengidinin Yaradıcılıg Problemleri” adlı bir dizi bilimsel eserleri bağımsızlık dönemi Azerbaycan edebî eleştirinin seçkin örnekleridir. Derin bilimsel düşünce ile aktif edebî deneyim ve gözlemin birlikteliğinden oluşan bu bilimsel makalelerde yeni aşamadaki millî edebiyatın ve çağdaş edebî eleştirisinin görevleri, hedefleri, mevcut durumu ve perspektifleri tam olarak özetlenmiştir. Elçin’in eleştiri faaliyeti ile vatandaşlık sorumluluğu aynı fiilin ifadeleridir. Her iki durumda da büyük edebiyatın ve modern toplumun gelişiminin koyucusudur.

Bağımsızlık yıllarında Elçin eleştirmen, edebiyat bilimci ve aydın olarak daha aktif ve tutarlı bir şekilde çalışır. Daha çok eleştirel bir edebiyat eleştirmeni olan Elçin, bu dönemden itibaren edebiyatın teorik konularıyla da ilgilenir. Onun Vilayet Guliyev ile birlikte yayınladığı “Öhümüz ve Sözümüz” kitabı (1993) edebiyat teorisini yeniden yazılmasına çağrıdır. Elçin’in “Sosrealizm Bize Ne Verdi. Sovet Dövrü Edebiyyatı Meselenin Goyuluşuna Dair” eseri (2010) eski SSCB halklarının edebiyatının ana yaratıcı yöntemi olan sosyalizm realizminin tek taraflı bakış açısı yerine, sanatsal metodun edebiyat üzerindeki etkisinin yanı sıra önemli niteliklerine de dikkat çekmektedir. Bu eski Sovyetler Birliği’nden ayrılarak bağımsızlık kazanmış cumhuriyetlerde yeni tarihsel çağda sosyalist gerçekçiliğe kapsamlı bir yaklaşımı yansıtan ilk bilimsel çalışmadır. Sosyalist gerçekçiliğin sert bir şekilde eleştirildiği yıllarda, bu ideolojik görüşün siyasette ve edebiyatta kabul görmediği bir dönemde, bu yöntemin avantajlarından bahsetmek bir bilimsellik ve cesaret örneğiydi. Azerbaycan edebiyat araştırmacılığı biliminde Elçin’in “Sosrealizm Bize Ne Verdi” adlı eseri “toplumsal gerçekçiliğin iç mekanizmasını teorik bir yöntem olarak, tarihsel misyonunu açıklayan bir risale” (Yusif Seyidov), “bizi ortak geçmişimizden ortak geleceğe seslenen bir manifesto” (Gezenfer Paşayev) olarak değerlendirilmiştir.

Elçin’in “Agoniya” yohsa Tekâmül” eseri de XIX. yüzyıl Azerbaycan edebiyatının deneyimine dayanarak yazılmış teorik bir bilimsel eserdir. Eserden aldığımız aşağıdaki alıntı edebiyatla ilgili sadece vatandaşlığın sorumluluğunu yahut yazar bağnazlığını değil, aynı zamanda gerçek bir bilimsel kanaatin derin bir teorik yorumunu sunar. “Edebiyatın tarihinde ‘anlamsız dönem’ yoktur, herhangi bir zaman diliminde büyük şahsiyetler ve edebi olaylar yoksa o zaman bir hazırlık ve yetiştirme süreci vardır, edebiyat ‘muhteşem olmayan edebi şahsiyetleri tecrübeden deneyimler, mükemmel için verimli bir zemin yaratır.”

Edebiyat teorisi konularına aktif ilgi Elçin’in geniş bilimsel bakış açısının ve yazarlık deneyiminin göstergesidir.

Devletin bağımsızlık döneminde Elçin, Azerbaycan edebiyat tarihinin önde gelen simalarını millî çıkarlar ve kriterler esasında yeniden kamuoyuna sunmuştur. “Mehemmedemin Resulzade” (1994), “Neriman Nerimanovun Şehsiyyeti ve Fealiyyeti” (1997), “Cefer Cabbarlı Şehsiyyet ve İstedad” (2000) kitaplarında türün “küçük” olmasına bakmayarak ele alınan edebî-tarihî şahsiyetlerin ölçüsü ve hizmetleri açıklanmış ve savunulmuştur. Halk yazarı ve edebiyat bilimcinin 2013 yılında Bakü’de “Tehsil” yayınevinde Rusça çıkan “Arzu, Heyat ve Edebiyyat” adlı büyük hacme sahip makale derlemesinden sunulan teslim kitabı Elçin’in bilim ve faaliyetinin ana hatlarının özetlenmiş bir tarihidir.

Bugün halk yazarı Elçin’in sanatsal yaratıcılığı birçok yönden kendisinden sonraki kuşağın genç yazarlarına örnek teşkil etmekte olup onun edebiyat eleştirisi ve kuramsal çalışmaları edebiyat bilimciler için değerli, eleştirmenler için anlamlı bir örnektir. Eleştirmen Elçin, yeni nesil eleştirmenlerin öğretmeni ve ustasıdır. Ayrıca dün olduğu gibi bugün de edebi sürecin doğrudan merkezinde yer alan yazar ve eleştirmen Elçin, sadece edebî ve bilimsel çevremizin kaygılarıyla yaşamakla kalmayıp aynı zamanda usta bir eleştirmen misyonunda bu sürece yön ve istikamet vermektedir.

Kısa bir süre önce büyük hocalarımız Memmed Arif Dadaşzade, Mammad Cafer Caferov, Mir Celal, Mehdi Hüseyn, Cafer Jafarov, Abbas Zamanov, Bakir Nabiyev, Aziz Mirahmedov, Yaşar Garayev’in yaptığı çalışmalar ve taşıdığı ilmî ve edebî yük şimdi de halk yazarı Elçin’in sorumluluğu ve misyonuna dönüşmüştür.

Çağdaş dönemde Elçin, Azerbaycan’da absürt tiyatronun yaratıcısı olarak öne çıkar. Elçin tiyatrosu, modern sahnenin ve yeni yaşamın tiyatrosudur.

Dolayısıyla Elçin Efendiyev yazar, aydın, eleştirmen ve drama yazarı gibi çok çeşitli alanlarda esas söz sahibidir. Halk yazarı Elçin’in sözü, türlere ve zamana bağlı olmayarak yalnızca edebiyatı, cemiyet-toplum düşüncesini, bilimsel düşünceyi ve sanatı ilerletmeye ve modernleştirmeye hizmet eder.

Yeni edebiyatın ve modern edebiyat eleştirisinin seçkin yaratıcısı halk yazarı Elçin’in 80. yaşı gününü kutluyor, sağlık ve başarılarının devamını diliyorum.

AÇIN PERDEYİ ELÇİN GELİYOR

Meryem Alizade Türkiye Türkçesine Aktaran: Muhammet Güntay13

Emektar, sanat hizmetkârı, sanat ilmi üzerine profesör doktor

Açın perdeyi Elçin geliyor…

Bu ifadeyi hiç de sade, gelişigüzel bir ifade gibi düşünmeyin. O, bir benzetmedir.

Ancak Elçin yavaş yavaş sahneye çıkmadı, aslında o, tiyatronun sahnesine piyesler buketi ile atıldı.

Bu olayın Azerbaycan edebiyatçılığında ve tiyatroculuğunda muhtelif farklı ifadelerle ancak aynı doğrultuda aynı tonda çok sayıda açıklaması var. Ben Elçin’in oyunlarını ve oyunlarının sahne görünümünü araştırırken farklı farklı tarihlere, olaylara denk geldim. Birçoğu yazdığı makale ve tezlerinde çoğunlukla kendi zihinlerindeki Elçin’i konuşuyorlar, kendi etkilerinden ve birliğinden ayrılarak onun oyunlarını ve tiyatro tarihine girişini tanımlıyorlar. Lakin objektif tarihi olaylar mevcuttur ve onlara istinaden fikir belirtmek araştırmacı için önemli bir şarttır.

Aksine, babası İlyas Efendiyev’in tiyatro başarıları onun gözleri önünde gerçekleşmişti, fakat öyle ki Elçin uzun bir süre hiç bu sahaya girmeyi düşünmemişti. Çünkü Elçin nesre vurgundu ve henüz genç yaşta olmasına aldırış etmeksizin bütün SSCB coğrafyasında Lenin Komsomolu ödülüne layık görülmüştü. Sovyet edebi muhitinin “Smena”, “Nedelya” dergileri “Edebiyat Gazetesi” ve bunun gibi en muteber matbu organların ödüllerini almıştı ve nesrin zirvesine doğru güvenle ilerliyordu. O, 1983 yılında “Mahmut le Meryem”, 1985 yılında “Ak Deve”, 1989 yılında ise “Ölüm Hükmü” geniş hacimli romanlarını yazarak muhteşem bir üçlemeye imza attı. Nen bu süre zarfında (1983-1989) kaleme aldığı ve yayınlattığı hikâye, povest, eleştiri makalelerini (onlar hakkında edebiyatçılar çok sayıda makale ve tahliller yazıyorlar) hatırlamıyorum.

Farz edelim ki, bahsi geçen bu faaliyet son derece üretken, yaratıcı ilmi bir faaliyettir ve ilk bakışta bu verimli çalışmalar arasında tiyatroya yer yoktur ve sanki Elçin bunu hiç denemiyor.

Lakin, çok önemli konuların gizlendiği önemli bir noktayı unutmayalım. Aslında Elçin yaratıcılığa “Bin Geceden Biri” adlı ilk hikâye kitabının gün yüzüne çıktığı 1966 yılında başlıyor. Doğru, henüz 1959 yılında “Azerbaycan Gençleri” gazetesinde onun ilk hikâyesi yayınlanmıştı. İlk kalem tecrübesi olmasına rağmen büyük yaratıcılık eylemi diye kaleme almak doğru sayılmaz. Bu yüzden 1966’da ısrar ediyorum, çünkü Elçin’in kendisi hakkında bir yaratıcı olarak Azerbaycan edebiyat çevrelerine açıklama yapması bu tarihte olmuştur. Ancak sadece dört yıl sonra Elçin, “Posta Şubesinde Hayal” piyesini yazıyor ve onun türünü trajikomik olarak tanımlıyor. Bu 1970 yılıdır.

“Posta Şubesinde Hayal” kahramanın hayalleri etrafında ilmek ilmek örülmüş. Oyunun merkezinde posta şubesinde çalışan Adile adlı bir kadın bulunuyor. O, eserin eğer söylemek mümkünse enerji merkezidir, diğer personelleri posta şubesine sanki onun aurası çekip getiriyor. Piyesteki bütün ilişkiler Adile ile başlıyor, Adile ile sona eriyor. Onun monologları bu esrin omurgasıdır. Diğerleri sanki bu monologlara ara sıra dahil olup çıkıyorlar ve piyesin konuşma ağlarını temin ediyorlar. Müellif kendi eserini realist bir bakış açısıyla hazırlamış, çağdaşlarını, çağdaşlarının kaygılarını gerçek bir üslupla yansıtmıştır. Fakat Elçin kolaylıkla bu komedyada hayalin, tasavvurun, fantezinin koşullu dünyasına da değiniyordu, oyun koşullarını zorlaştırıp maksimal bir seviyeye taşıyordu, personeli birisine gösterirken diğerleri ise onu görmüyordu. Aslında sanatçı bununla kendi tiyatro idealini, kendi tiyatro zevkini, kendi tiyatro üslubunu ortaya koyuyordu. Öyle ki Elçin’in 90’lı yıllarda yazacağı piyeslerinin faturasında da “Posta Şubesinde Hayal” eseri için karakteristik üslup çizgileri çeşitli varyantlarında tekrarlanacak ve aksine göreceğiz ki gerçek hayat parçaları hayali fantastik sahnelerle seslendirilecek.

Elçin “Posta Şubesinde Hayal” komedyasını bitirdikten sonra piyes yazmaya bir de 1973 yılında hevesleniyor ve “Altın” adlı, küçük hacimli yapıt kaleme alıp edebiyat ve tiyatro dünyasına takdim ediyor. Aslında Elçin bu oyunu yayın için planlamıştı, bir televizyon oyunu olarak düşünmüştü ve onu Cafer Cabbarlı’nın hatırasına ithaf etmişti. Ne yazık ki birçok araştırmacı Elçin’in yaratıcılığını tanımlarken analiz edecek çok sayıda materyale rastladıkları için “Altın” gibi son derece etkili dramatik etikete sahip bir eserin şahane özelliklerini görememişlerdir.

bannerbanner