Читать книгу Kanaldaki Kadın (Май Шёвалль) онлайн бесплатно на Bookz (4-ая страница книги)
bannerbanner
Kanaldaki Kadın
Kanaldaki Kadın
Оценить:
Kanaldaki Kadın

3

Полная версия:

Kanaldaki Kadın

“Kesin mi?”

“Öyle görünüyor.”

Ahlberg hiçbir şey demedi.

“Amerikalıymış. Nebraska’da Lincoln denen bir yerdenmiş. Yazıyor musun?”

“Evet.”

“Adı Roseanna McGraw. Harfleri kodluyorum: Rudolf’un R’si, Olof’un O’su, Sigurd’un S’si, Erik’in E’si, Adam’ın A’sı, Niklas’ın N’si, yine Niklas’ın N’si, Adam’ın A’sı. İkinci kelime: Martin’in M’si büyük harfle, Cesar’ın C’si, Gustav’ın G’si büyük harfle, Rudolf’un R’si, Adam’ın A’sı, Wilhelm’in W’su. Yazdın mı?”

“Tabii, yazdım.”

“Yirmi yedi yaşındaymış, kütüphane memuruymuş. Şu anda tek bildiğim bu.”

“Bunu nasıl başardın?”

“Benim yaptığım bir şey yok, rutin işleyiş. Bir süre sonra onu aramaya başlamışlar işte. Interpol üzerinden değil. Büyükelçilik üzerinden.”

“Ya gemi?” dedi Ahlberg.

“Ne dedin?”

“Gemi. Amerikalı bir turist gemiden değilse eğer, nereden gelmiş olabilir ki başka? Belki benim gemiden değildir de özel bir yattandır. Buradan çok yat geçer.”

“Turist olup olmadığını bilmiyoruz.”

“Doğru. Ben hemen yola çıkıyorum. Burada bir tanıdığı varsa ya da burada yaşamışsa yirmi dört saat içinde öğrenmiş olurum.”

“İyi. Daha fazla bilgi edinir edinmez seni ararım.”

Martin Beck, Ahlberg’in kulağına hapşırarak konuşmayı sonlandırdı. Pardon diyene kadar karşı taraf kapatmıştı.

Baş ağrısına ve tıkalı kulaklarına rağmen uzun zamandır olmadığı kadar kendini iyi hissediyordu. Bir uzun mesafe koşucusu start verilmeden bir saniye önce ne hissediyorsa aynısını hissediyordu sanki. Onu endişelendiren yalnızca iki şey vardı: Katil koşuya start verilmeden önce başlayıp üç ay fark atmıştı ve hangi yöne koştuğu belli değildi.

Bu huzur bozan bakış açısı ve bilinmeyenlere dair spekülasyonlarla birlikte, polis beyni çoktan, kesin sonuçlar elde edeceğinden emin olduğu sonraki kırk sekiz saatlik araştırmanın planını çiziyordu. Kum saatindeki taneciklerin hepsinin eninde sonunda döküleceği ne kadar kesinse bu da o kadar kesindi.

Üç aydır Martin Beck bundan başka şey düşünmemişti. Soruşturmanın gerçek anlamda başlayacağı anı aklından çıkarmamıştı. Zifiri karanlıkta bir bataklıktan çıkmaya çalışmak gibiydi ve şu anda ilk kez ayağının altında sert bir yüzey hissediyordu. Bir sonraki fazla uzak olmayacaktı.

Çabucak sonuca varmayı beklemiyordu. Ahlberg’in Lincoln’lü kadının Motala’da çalıştığını ya da şehre arkadaşlarını ziyarete geldiğini veyahut oraya hiç gidip gitmediğini dahi öğrenebilmesi, Martin için katilin, masasına yaklaşıp cinayet kanıtını önüne koymasından daha çok şaşırtıcı olacaktı.

Öte yandan, ABD’den gelecek ek bilgi ve belgeleri de sabırsızlıkla bekliyordu. Amerika’daki adamın göndereceği ifadelerin farklı versiyonlarını ve Ahlberg’in, hiçbir dayanağı olmasa da kadının oraya tekneyle geldiğine dair inatçı kanaatini kafasında evirip çevirdi. Cesedin suyun kenarına bir arabayla getirildiğini düşünmek daha mantıklıydı.

Hemen sonra Komiser Kafka geldi aklına, adamın neye benzediğini ya da çalıştığı polis merkezinin TV’de gördüklerine benzeyip benzemediğini merak etti.

Tam şu anda Lincoln’de saat kaçtı ve acaba kadın nerede yaşıyordu, bunları da merak etti. Evi boş muydu, mobilyaların üstüne beyaz çarşaf mı örtülmüştü, içerisi basık ve havasız mıydı, toz içinde miydi?

Martin, Kuzey Amerika coğrafyası hakkındaki bilgilerinin gayet kıt olduğunu fark etmenin şaşkınlığını yaşadı. Lincoln’ün nerede olduğundan haberi bile yoktu ve Nebraska ismi onda hiçbir çağrışım yapmıyordu.

Öğle yemeğinden sonra kütüphaneye gidip dünya atlasına göz attı. Lincoln’ü hemen buldu. Şehrin denize kıyısı kesinlikle yoktu, sanki ölçülüp de özellikle ABD’nin göbeğine yerleştirilmiş gibiydi. Oldukça büyük bir şehre benziyordu ama Kuzey Amerika şehirlerine dair bilgi içeren bir kitap bulamadı. Cep almanağının yardımıyla saat farkını hesapladı ve yedi olduğunu buldu. Şimdi Stockholm’de saat öğleden sonra iki buçuktu ve Lincoln’de sabah yedi buçuktu. Tahminen, Kafka hâlâ yatağında, sabah gazetesini okuyordu.

Martin Beck birkaç dakika boyunca haritayı inceledikten sonra parmağını Nebraska eyaletinin en güneydoğu ucundaki toplu iğne başı kadar olan noktaya koydu, Greenwich’ten yaklaşık yüz meridyen uzaklıkta olan noktaya dokunarak kendi kendine, “Roseanna McGraw,” dedi.

Bu ismi defalarca tekrarladı, âdeta bilincine kazımak istiyordu.

Polis merkezine döndüğünde Kollberg daktilosunun başındaydı.

İkisi de tek kelime edemeden telefon çaldı. Santralden arıyorlardı.

“Merkez Telefon İşletmesi, Amerika’dan bir telefon geldiğini haber verdi. Yarım saat sonra arayacaklarmış. Kabul ediyor musunuz?”

Komiser Kafka yatağında uzanmış halde gazete okumuyormuş! Martin bu sefer de çok acele bir karara varmıştı.

“Amerika’dan demek, vay be!” dedi Kollberg.

Kırk beş dakika sonra telefon çaldı. İlk başta bir sürü karmakarışık gürültü, sonra aynı anda konuşan telefon operatörleri derken inanılmaz derecede berrak ve belirgin bir ses duyuldu.

“Evet, ben Kafka. Siz misiniz Bay Beck?”

“Evet.”

“Telgrafımı aldınız mı?”

“Evet. Teşekkürler.”

“Herhangi bir sorunuz var mı?”

“Bunun doğru kadın olduğuna dair hiçbir şüpheniz yok, değil mi?” diye sordu Martin Beck.

“Anadilin gibi konuşuyorsun,” diye yorum yaptı Koll-berg.

“Hayır, bayım, kesinlikle Roseanna. Bir saatten az bir sürede kimliğini teşhis ettirdim. İki kez kontrol ettim. Kız arkadaşına ve Omaha’daki eski erkek arkadaşına verdim. İkisi de son derece emindi. Bununla beraber, size birkaç fotoğraf ve başka şeyler postaladım.”

“Evden ne zaman ayrılmış?”

“Mayıs başında. Avrupa’da iki ay geçirmeyi planlıyormuş. Hayatında ilk kez yurt dışı seyahatine çıkmış. Bildiğim kadarıyla yalnız seyahat ediyormuş.”

“Planları hakkında bir bilginiz var mı?”

“Pek yok. Hatta burada kimsenin bilgisi yok. Size bir ipucu verebilirim. Norveç’ten bir kız arkadaşına kart atmış, bir hafta İsveç’te kalıp Kopenhag’a devam edeceğini yazmış.”

“Başka bir şey yazmamış mı?”

“Bir İsveç gemisine binmekten bahsetmiş. Kırsalda bir göl gezintisi gibi bir şey. O kısım pek net değil.”

Martin Beck nefesini tuttu.

“Bay Beck, hâlâ orada mısınız?”

“Evet.”

Bağlantı hızla kötüleşmeye başlamıştı.

“Sanırım cinayete kurban gitmiş,” diye bağırdı Kafka. “Adamı yakaladınız mı?”

“Henüz değil.”

“Duyamıyorum.”

“Hayır ama umuyorum ki kısa süre içinde yakalayacağız,” dedi Martin Beck.

“Anlamadım, onu vurdunuz mu?”

“Ne? Hayır, hayır, vurma yok…”

“Tamam, duyuyorum, vurmuşsunuz pezevengi,” diye bağırdı Atlantik Okyanusu’nun diğer ucundaki adam. “Harika. Buradaki gazetelere aynen iletirim.”

“Yanlış anladınız,” diye kükredi Martin Beck.

Ne olduğu anlaşılmayan gürültüler içinde bir fısıltı gibi duydu Kafka’nın son cevabını.

“Evet, çok iyi anladım. Adınızı doğru aldım. Hoşça kalın. Sonra haberleşiriz. Tebrikler, Martin.”

Martin Beck ahizeyi yerine koydu. Bütün konuşma boyunca ayakta durmuştu. Nefes nefeseydi ve yüzü kan ter içinde kalmıştı.

“Ne yapıyorsun?” diye sordu Kollberg, neden o kadar bağırdığına şaşarak, “Nebraska ile aramızda özel hat mı var sandın?”

“Sona doğru birbirimizi pek iyi duyamadık. Adam, katili vurduğumu sandı. Gazetelere böyle anlatacağını söyledi.”

“Harika. Yarın oralarda günün kahramanı olacaksın. İki gün sonra da seni onursal vatandaş yapar ve Noel’de şehrin anahtarını yollarlar artık. Altın varaklı. ‘Güney Stockholm’lü intikam canavarı, her attığını vuran Martin.’ Bizim oğlanlar çok eğlenecek.”

Martin Beck sümkürdü ve yüzündeki terleri sildi.

“Eee, esas ne dedi? Bir tek ne kadar akıllı olduğunu mu övdü?”

“Övülen daha çok sendin. Verdiğin eşkâlden ötürü. ‘Harika eşkâldi,’ dedi.”

“Kimlikten yüzde yüz emin miymiş?”

“Evet, kesin. Kızın arkadaşıyla ve bir eski âşığıyla kimliği doğrulamış.”

“Başka?”

“Kız mayıs ortasında evinden ayrılmış. Avrupa’da iki ay kalacakmış. İlk kez yurt dışına seyahat ediyormuş. Norveç’ten bir kız arkadaşına kart yollamış, bir hafta burada kalıp Kopenhag’a geçeceğini yazmış. Kafka bana kızın fotoğraflarını ve birkaç şey daha postaladığını söyledi.”

“Hepsi bu mu?”

Martin Beck pencere kenarına yürüyüp dışarı baktı. Başparmağının tırnağını ısırdı.

“Kartta tekne turuna çıkacağını yazmış. İsveç göllerini ve kara suları gezeceği bir tur gibi bir şey…”

Arkasını dönüp meslektaşına baktı. Kollberg artık gülümsemiyordu ve şakacı bakışı kaybolmuştu. Bir süre sonra yavaşça şöyle dedi:

“Demek sahiden kanaldaki gemiyle gelmiş. Motala’daki dostumuz haklıymış.”

“Öyle görünüyor,” dedi Martin Beck.

9

Martin Beck metro istasyonundan dışarı çıkınca derin bir nefes aldı. Kalabalık vagonlarıyla bu yolculuk her zamanki gibi onu hasta etmişti.

Hava temiz ve açıktı, Baltık Denizi’nden ferah bir esinti geliyordu. Martin karşıdan karşıya geçti, tütüncüden bir paket sigara aldı. Skepps Köprüsü’ne doğru yürüyüp durdu, bir sigara yaktı ve dirseklerini köprünün korkuluklarına dayayıp baktı. İngiliz bandıralı bir yolcu gemisi uzaklarda bir rıhtıma demir atmıştı. Martin adını tam okuyamıyordu ama Devonia olduğunu tahmin etti. Bir grup martı ciyak ciyak bağırarak güverteye atılan çöpleri kapmak için savaştı. Martin bir süre olduğu yerden gemiye bakıp rıhtıma doğru yürümeye devam etti.

Kederli görünen iki adam, bir odun yığının üzerine oturmuştu. Birinci adam bir sigara izmaritini alıp yakmaya çalıştı, başaramayınca eli daha az titreyen ikinci adam ona yardım etmeye yeltendi. Martin kol saatine baktı. Dokuza beş vardı. “Herhalde züğürtler,” diye düşündü, “yoksa bu saatte tekelin kapısında bekliyor olurlardı.”

Rıhtımda halatla bağlı duran ve yük alan Bore II’yi geçti, Reisen Oteli’nin tam karşısındaki kaldırımın kenarında dikildi. Birkaç dakika bekledikten sonra bitmek bilmez otomobil silsilesini atlatmayı başarıp karşıya geçebildi.

Kanal gemilerinin işletme ofisinde Diana’nın 3 Temmuz günü çıktığı gezideki yolcuların listesi kayıtlı değildi. Göteborg’daki ofislerindeydi ve en kısa sürede gönderme sözü vermişlerdi. Gelgelelim, mürettebatın ve diğer personelin listesi hemen eline geçmişti. Martin oradan çıkarken birkaç broşür aldı ve ofise dönüş yolunda bunları okudu.

Martin ofise vardığında Melander’i ziyaretçi koltuğunda oturur vaziyette buldu.

“Selam,” dedi Martin.

“Günaydın,” dedi Melander.

“Şu pipo çok kötü kokuyor. Yine de hiç bozma, otur da havayı zehirle. Hoş gelmişsin. Yoksa özel bir isteğin mi vardı?”

“Pipo içersen o kadar çabuk kanser olmuyorsun. Senin içtiğin sigaralar için en zararlısı diyorlar bu arada. En azından ben öyle duydum. Onun haricinde, göreve hazırım.”

“Amerikan Express, postane, bankalar, telefon şirketi ve diğer yerleri kontrol et. Anladın, değil mi?”

“Anladım. Kadının adı ne demiştin?”

Martin Beck bir kâğıda ROSEANNA MCGRAW yazıp Melander’e verdi.

“Nasıl okunuyor?”

Adam odadan çıkar çıkmaz Martin Beck pencereyi açtı. Hava soğuktu ve rüzgâr ağaç tepelerinden esip yerdeki yaprakları süpürdü. Bir süre sonra pencereyi kapadı, ceketini sandalyesinin arkasına astı ve yerine oturdu.

Ahizeyi kaldırıp Yabancılar Dairesi’nin numarasını çevirdi. Eğer kız bir otelde kaldıysa, kaydı orada olmalıydı. Her koşulda ona dair bir kayıt illa ki vardı. Telefona cevap vermeleri zaten uzun sürmüştü; üstüne bir de, telefonu açan kızın talebini alıp geri dönmesi bir on dakika daha aldı.

Kartı bulmuştu. Roseanna McGraw, 30 Haziran’dan 2 Temmuz’a kadar Stockholm’deki Gillet Oteli’nde kalmıştı.

“Bir fotokopisini gönderir misin lütfen,” dedi Martin Beck.

Telefonun tuşlarına basıp ahize hâlâ elindeyken hattın kesilme sesini bekledi. Ardından telefonla taksi çağırdı ve ceketini giydi. On dakika sonra taksiden indi, adama parasını ödedi ve cam kapılardan otele girdi.

Resepsiyonun önünde altı adamdan oluşan bir grup dikiliyordu. Yakalarında isim etiketleri bulunuyordu ve hepsi aynı anda konuşuyordu. Resepsiyonda çalışan görevli pek mutlu görünmüyordu ve sızlanırcasına ellerini havaya kaldırdı. Tartışma biraz süreceğe benziyordu, o yüzden Martin Beck lobideki koltuklardan birine oturdu.

Tartışmanın bitmesini, grubun asansöre binip gözden kaybolmasını bekledi ve resepsiyona yaklaştı.

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.

Вы ознакомились с фрагментом книги.

Для бесплатного чтения открыта только часть текста.

Приобретайте полный текст книги у нашего партнера:


Полная версия книги

Всего 10 форматов

bannerbanner