
Полная версия:
Madam Bovary
Lokantacı kadın mumlarıyla beraber şöminenin üstünde dizili duran bakır şamdanlardan birine uzanarak:
“Ne emredersiniz Papaz Efendi?” dedi. “Bir şey almak ister misiniz? Mesela bir kadeh likör, bir bardak şarap?”
Papaz nezaketle reddetti. Geçen gün Ernmon Manastırı’nda unuttuğu şemsiyesini sormaya gelmişti. Şemsiyenin, akşama evine bırakılmasını Madam Le Fransua’dan rica ederek kiliseye gitmek üzere oradan çıktı. Kilisede anjelus duasının çanı ötüyordu.
Ayak sesleri duyulmayacak kadar uzaklaşınca Eczacı onun bu hareketini pek uygunsuz buldu. Bir likör veya şarap ikramını kabul etmemek! Riyakârlığın bu derecesi Eczacı’ya pek iğrenç görünmüştü. Bu papaz güruhunun kullanmadığı içki yoktu… Elverir ki onları gören olmasın! Onlar içerler ve kiliseye verilen hasadın mevsimini iple çekerler.
Otelci kadın papazı savunmaya kalkıştı:
“Öyle ama sizin gibilerden dördünü bir dizinin üstünde kıvırır, o kadar da kuvvetlidir. Buna ne dersiniz? Geçen sene bizim kuru otları içeri alırken adamlarımıza yardım etti. Yemin ederim, bir defada altı yığın birden getirdiği olurdu.”
“Oo… Bravo!” dedi Eczacı. “Öyle ise siz, kızlarınızı günah çıkarmak için bu yapıda dinç papazlara göndermelisiniz. Ben kendi hesabıma, hükûmetin yerinde olsam, papazlardan ayda bir kere kan aldırırım. Evet, Madam Le Fransua, her ay kan almak hem polisin hem de ahlakın yararına olurdu! Anlıyor musunuz?”
“Hadi, hadi… Susunuz, Mösyö Homais! Siz bir günahkâr… Dinsiz, imansız bir adamsınız!”
Eczacı derlendi:
“Ben mi?” dedi. “Ben dinsiz değilim. Benim de kendime göre bir dinim var. Hatta onların bütün o gülünç ayinleriyle ve türlü hokkabazlıklarıyla topundan ileri dinim var. Ben Tanrı’ya taparım. Onun yüceliğine, yaratıcı varlığına imanım var. Yurdumuza ve ailemize karşı vazifelerimizi yapalım diye bizi buraya, şu dünyaya getirmiş, işte o kadar. Daha ötesi bana lazım değil… Kiliseye gitmeye, orada gümüş tabakları öpmeye, bizden daha mükemmel yiyip içen birtakım düzenbazların, benim kesemden beslenip göbek yapmalarına lüzum görmüyorum. Çünkü insan Cenabıhakk’ı, eski insanlar gibi, kırda, ormanda, hatta gök kubbesi karşısındaki hayranlığıyla da kutsal sayabilir. Benim Tanrı’m Sokrates’in, Franklin’in, Voltaire’in, Beranger’in Tanrı’sıdır. Benim imanım, kaba saba dağlı bir köy papazı çömezinin inancı ve 1789 İhtilali’nin ölmez prensipleridir! Bundan dolayı elinde asa, çiçekli bahçesinde gezen, dostlarını balina balığı karnında barındıran, bir çığlıkla ölen ve üç gün sonra gene dirilen bir kimsenin, Tanrı’nın aptal bir kulunun varlığını kabul edemem. Bunlar esasen saçma ve temelinden bütün fizik kanunlarına taban tabana zıt şeylerdir ki bize papazların nasıl düşük bir cehalet içinde uyuşup kaldıklarını ve halkı da nasıl kendileri gibi o cehalet batağına sürüklediklerini gösterir.”
Eczacı etrafına bakınarak sustu. Böyle bakınırken karşısında bir halk kalabalığı arıyordu; çünkü hararetli hararetli konuşurken bir aralık kendini Belediye Meclisi toplantısında sanmıştı. Fakat lokantacı kadın onu dinlemiyor, hep dışarıya kulak kabartıyordu. Çok geçmeden Kırlangıç kapının önünde durdu. Biri önde olmak üzere arabaya üç beygir koşulmuştu.
Yonvil’in burjuvalarından birkaçı oraya birikti. Her kafadan bir ses çıkıyor, kimi havadis soruyor, kimi de şehirden getirdiği şeyleri görmek istiyor, Arabacı Hiver ise hangi birine cevap vereceğini bilemiyordu. Kasabanın siparişlerini dükkân dükkân gezerek şehirden o temin ederdi. Kunduracıya kösele, nalbanta nal, otelci kadına bir varil ringa balığı, modistradan şapkalar, berberden takma saçlar getirir; hayvanlar arabayı kendi kendilerine çeke dursunlar, kendi ayakta yüksek sesle bağırarak evlerin önünden geçerken bu paketleri ayırır, havalelerin üstünden avlulara atardı.
Yolda bir hadise onun gecikmesine sebep olmuştu. Madam Bovary’nin tazısı nasılsa kaçıp tarlaların arasında kaybolmuştu. Tam bir çeyrek saat ıslık çalarak onu çağırmak icap etti. Hiver yarım fersah kadar geri dönüp her dakika onu görecek gibi olduğu hâlde köpek bulunamamış ve araba yoluna devama mecbur kalmıştı. Emma, ağlayıp sızlamış, sinirlenip öfkesini Charles’tan almıştı. Arabada bulunan manifaturacı Mösyö Lörö bin dereden su getirerek Madam’a teselli vermiş, kaybolan nice köpeğin seneler geçtikten sonra gelip sahiplerini bulduğunu anlatmıştı. Hatta, diyordu, söylediklerine göre bir köpek böylelikle İstanbul’dan Paris’e kadar gelmiş, başka bir köpek de düpedüz elli fersahlık yol almış, yüzerek dört şehirden geçmiş, hatta kendi babasının tüylü bir finosu varmış ki on iki sene kayıplara karıştıktan sonra bir akşam yolda hiç haberi yokken apansız arkadan gelip ihtiyarın omzuna sıçramış.
2
Arabadan ilk inen Emma oldu. Onun arkasından Felicite, Mösyö Lörö ve bir de sütnine indiler. Akşamdan beri bir köşede deliksiz uyuyan Charles’ı uyandırmak icap etti.
Homais yanlarına gelerek Madam’a derin saygılarını, Mösyö’ye iltifat ve sevgilerini bildirdi. Bir hizmetlerinde bulunmakla kendini bahtiyar sayacağını ve karısı bulunmadığı için tek başına gelmek zorunda kaldığını samimi bir tavırla ilave etti.
Madam Bovary mutfağa girince hemen şömineye yaklaştı. Parmaklarının ucu ile eteklerini diz kapakları hizasından tutup topuklarına kadar kaldırdı ve siyah potinler içindeki ayağını ocağa doğru uzattı.
Çiğ bir ışık, robunun örgüsüne, beyaz derisinin gözeneklerine, hatta ara sıra ateşe bakarken kırpıştırdığı göz kapaklarına kadar bütün vücudunu baştan ayağa aydınlatıyor, aralık duran kapıdan giren rüzgârın üflediği ateşten, hazin bir alev rengi dalgalanarak üstünden geçiyordu. Şöminenin öbür tarafında kumral saçlı bir genç, sessizce ona bakıyordu.
Liyon d’Or’un ikinci temelli müşterisi olan Noter Yazıcısı Mösyö Leon Düpvi’nin Yonvil’de çok canı sıkıldığı için yemek zamanını geciktirir ve gece konuşup vakit geçirebileceği yolcuların geleceğini umarak beklerdi.
İşini bitirdiği bazı günler ne yapacağını bilemediği için tam vaktinde gelir ve o zaman, çorbadan peynirine kadar, bütün yemekte Bine ile başbaşa kalmaya tahammül ederdi. Onun için yeni gelen yolcularla beraber yemeğini yemesini lokantacı kadın teklif ettiği vakit Leon bu teklifi sevinçle kabul etti. Bunun üzerine büyük salona geçildi. Madam Le Fransua oraya dört kişilik gösterişli bir sofra hazırlamıştı.
Homais nezleden çok korktuğu için başındaki Yunan fesi ile oturmasına müsaade istedi.
“Madam mutlaka biraz yorgun olacaktır, öyle değil mi? Bizim Kırlangıç’ta insan öyle sarsılır ki!”
Emma, cevap verdi:
“Hakkınız var, fakat öyle rahatsızlıklar benim hoşuma gider. Ben yer değiştirmekten hoşlanırım.”
Noter yazıcısı içini çekerek tasdik etti:
“Bir yere çivilenip kalmak ne tatsız şeydir!”
Charles atıldı:
“Ya benim gibi hep at üzerinde ömrünüzü geçirmeye mecbur olsanız…”
Leon, Madam Bovary’ye bakarak acele cevap verdi:
“Bence bundan iyi bir şey olamaz… Ama yapabilene…”
Eczacı:
“Zaten bizim yörede doktorluk pek zahmetli bir iş değildir.” diyordu. “Çünkü bütün yollarımız araba yoludur. Çiftçilerimizin hâli vakti yerinde olduğu için iyi de ücret verirler. Bakılırsa buradaki hastalıklar, adi bağırsak iltihapları, bronşitler, safra bozuklukları gibi her zamankileri saymayacak olursak, hasat mevsiminde ara sıra kendini gösteren sıtmadan ibarettir. Hemen hepsi az tehlikeli ve kayda değmeyen şeyler. Yalnız köylülerimizin sıhhi şartlara uymayan acınacak meskenlerde yaşamalarından dolayı çoğunun kanları bozuktur. Ah, Mösyö Bovary! Zannederim sizi en çok uğraştıracak olan şey, halkın cehaleti ve batıl itikatları olacaktır. Israrla geleneğe bağlı olanlara karşı ilminiz her gün mücadelede bulunacak, onların inadı ile çarpışacaktır. Çünkü hâlâ tıbbi tedavi yerine Növen dediğimiz bilinen dokuz günlük ibadet ve perhize, okunmalara, papazlara başvuruluyor da doktora, eczacıya gelinmiyor. Bununla beraber, doğrusunu söylemek lazım gelirse, iklim ve hava bakımından, yeriniz hiç de fena değildir. Bucağımızda birkaç da doksanlık gösterebiliriz. Kışın termometre ancak dörde kadar iner ve en sıcak mevsimde nihayet yirmi beş otuz santigrat dereceye çıkar. Bu da Reomür hesabıyla en çok yirmi dört ve İngiliz ısı ölçüsü olan fahrenhayt hesabıyla elli dört eder, fazla değil! Bir taraftan poyraz ve karayele karşı Argöy ormanları bize siper olurken bir taraftan da batı rüzgârlarına karşı Saint-Jean kıyılarının sığınağında bulunuruz.”
Madam Bovary gene genç kâtibe bakarak sordu:
“Bari bu taraflarda gezme yerleriniz var mı?”
“Oh! Pek az, şurada ormanın kenarındaki yamacın tepesinde Patür denilen bir yer var. Bazı pazarlar oraya gider, elime bir kitap alır, güneşin batışını orada seyrederdim.”
Artık sade ikisi konuşuyordu. Madem Bovary ona uydu:
“Güneşin batışı kadar hayran olduğum hiçbir manzara yoktur, hele denizden batışı olursa.”
“Oh! Ben denizi tapınırcasına severim.”
“Sanki ruh bu sonsuz genişliklerde daha serbest yüzer değil mi? Sanki o genişliklere daldıkça ruhumuz yükselir ve o bize sonsuzluklardan ve idealden ilhamlar verir… Size de öyle gelmiyor mu?”
“Dağların peyzajları da tıpkı böyledir. Geçen sene İsviçre’ye giden bir kuzenim söylüyordu. Göllerin, şiirin… Güzelliğini, o glasiyelerin ululuğunu ve yüceliğini tasavvur etmeye imkân yokmuş. Çağlayanlar arasında inanılamayacak derece büyüklükte çamlar… Sarp tepeler üstüne kondurulmuş kulübeler ve ayağımızın altındaki bulutlar açıldığı vakit, bin ayak derinlikte baştan başa göreceğiniz vadiler… Bu manzaralar muhakkak insanı heyecana getirir; ibadete ve kendinden geçmeye sevk eder. Onun için, daha kuvvetli ilhamlar almak niyetiyle piyanosunu böyle manzaralara karşı çalmak… Âdeti olan meşhur müzik üstadının bu hareketine ben artık şaşmıyorum.”
“Siz müzik yapıyor musunuz?”
“Hayır, fakat çok severim.”
O zaman Homais tabağına eğilerek söze karıştı:
“Oh inanmayınız, Madam Bovary.” dedi. “Mösyö Leon alçak gönüllülük gösteriyor.”
Sonra delikanlıya dönerek ekledi:
“Ne diyorsunuz, dostum? Geçen gün odanızda Koruyucu Melek parçasını ne güzel söylüyordunuz! Ben sizi laboratuvardan dinliyordum. Tam manasıyla bir aktör gibiydiniz.”
Gerçekte Leon Eczacı’nın evinde, ikinci katta, meydana bakan küçük bir odada oturuyordu. Eczacı’nın bu komplimanından kızardı. Bereket versin Eczacı bu sırada yeni hekime dönmüş Yonvil’in başlıca sakinlerini birer birer sayıyordu. Ona menkıbeler anlatıyor, şuna buna dair bilgiler veriyordu; noterin serveti pek bilinmiyordu. Sonra Tuvaş ticarethanesi de çok sıkıntıda idi.
Madam Bovary tekrar söze başladı. Leon’a bakarak:
“Peki, siz…” dedi. “Hangi musikiyi daha çok seversiniz?”
“Oh! Şüphesiz Alman musikisini, insanı hayallere sürükleyen musikiyi…”
“İtalyanları bilir misiniz?”
“Hayır, onları pek bilmiyorum; fakat önümüzdeki yıl hukuk tahsili için Paris’e gittiğim vakit elbet göreceğim.”
Eczacı kendi mevzusuna devam ederek Madam Bovary’ye dönüp:
“Muhterem kocanıza arz etmiş olduğum gibi evini barkını bırakıp kaçan zavallı Yanoda’nın bu deliliği sayesinde siz Yonvil’in en konforlu evlerinden birinde oturmuş olacaksınız. Bu evin bir doktor için en elverişli noktası, sokak içinde bir bahçe kapısı olmasıdır. Hiç kimse görmeden bu kapıdan girilip çıkılabilir. Zaten güzel ve kullanışlı bir ev için ne lazımsa hepsi onda vardır; mesela kilerli bir mutfak, çamaşırlık, yemiş kileri, bir misafir odası, oturma odaları filan gibi… Yanoda pek hesabını aramaz, hovarda bir şeydi. Bahçenin öbür ucunda su kenarında, sırf yazın bira içmek için, bir çardak yaptırmıştı. Eğer Madam bahçe ile uğraşmak isterse tabii…”
Charles sözünü kesti:
“Karım pek bahçe ile meşgul olmaz. Kendisine böyle idmanlı işler yapması salık verilmesine karşın o, bir odaya kapanıp kitap okumakla vakit geçirmeyi daha çok sever.”
Leon atıldı:
“Tıpkı benim gibi… Gece rüzgâr camlara çarparken eline bir kitap alıp ateşin karşısına geçmek ne ömür şeydir!”
“Değil mi ya?”
Конец ознакомительного фрагмента.
Текст предоставлен ООО «Литрес».
Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.
Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.
1
Onlarda sınıf sırası bizdekinin tersinedir.
2
Alaca: Birkaç renk iplikten dokunmuş kumaş.
3
Hristiyan ve Musevilerde gelinin damada verdiği para ya da mal. (e.n.)
4
Kadril: Salon danslarından biri; bu dansın müziği.
Вы ознакомились с фрагментом книги.
Для бесплатного чтения открыта только часть текста.
Приобретайте полный текст книги у нашего партнера:
Полная версия книги
Всего 10 форматов