Читать книгу Otuz Yaşındaki Kadın (Оноре де Бальзак) онлайн бесплатно на Bookz (4-ая страница книги)
bannerbanner
Otuz Yaşındaki Kadın
Otuz Yaşındaki Kadın
Оценить:
Otuz Yaşındaki Kadın

5

Полная версия:

Otuz Yaşındaki Kadın

Bununla birlikte M. d’Aiglemont, evde alçak gönüllüydü. Karısı ne denli genç olursa olsun, onun üstünlüğünü içgüdüyle hissediyordu evde. Elinde olmadan gösterdiği saygıdan gizli bir kudret doğdu, markiz de yükü altına girmemek için gösterdiği bütün çabalara rağmen, bunu kabullenmek zorunda kaldı. Kocasının akıl hocası oldu, onun davranışlarını ve servetini yönetti. Bu tabiata aykırı etki onun için bir çeşit aşağılık durumu yarattı, yüreğine gömmekte olduğu birçok acının da kaynağı oldu. Başlangıçta, onda çok ince olan o kadınlık içgüdüsü, bir aptalı çekip çevirmektense değerli bir adama boyun eğmenin çok daha güzel şey olduğunu; erkek gibi düşünüp davranmak zorunda olan genç bir eşin ne kadın ne erkek olduğunu; kadınlığa özgü bütün dertleri yitirerek onun sevimliliklerinden de sıyrıldığını; toplum kurallarımızın yalnız erkeklere verdiği imtiyazlardan hiçbirine kadının sahip olamadığım hissettirdi ona.

Yaşantısında çok acı bir gülünçlük gizliydi. Kof bir puta tapmak, kendi koruyucusunu korumak zorunda değil miydi? O zavallı yaratık da sürekli bir bağlılığın karşılığı olarak onun önüne kocaların bencil sevgisini atıyor, onu yalnız kadın olarak görüyor; nelerden zevk aldığını öğrenmeye tenezzül etmiyor yahut çalışmıyor -ki bu da öbürü kadar derin bir hakaretti- kederli oluşunun, sararıp soluşunun neden ileri geldiğini araştırmıyordu. Kendilerinden daha akıllı bir kimsenin boyunduruğu altında olduklarını hisseden kocaların çoğu gibi Marki de Julie’deki beden zayıflığına bakıp ruhunun da zayıf olduğu sonucuna vararak kendi onurunu kurtarıyor; eş olarak kendisine hastalıklı bir genç kız verdi diye talihine küsüyordu. Sözün kısası, cellat olduğu hâlde kurban yerine koyuyordu kendini. Omuzlarına bu kasvetli yaşantının bütün felaketleri çökmüş olduğu hâlde markiz, üstelik o aptal kocasına gülümsemek, yas dolu bir evi çiçeklerle süslemek, gizli acıların sarartıp soldurduğu bir yüzde mutluluğun ışıltısını göstermek zorundaydı.

Bu şeref sorumluluğu, bu yüce fedakârlık genç markize kendisi de farkında olmadan kadınca bir vakar, bir namus bilinci verdi; bunlar da toplumun tehlikelerine karşı onu korumaya yaradı. Sonra bu yüreği derinliğine yoklamış olmak için söyleyelim, ilk ve saf genç kız aşkının sonuçlandığı gizli kapaklı mutsuzluk da gönül maceralarından soğuttu onu belki. O bunların ne büyüsünü ne de yasak fakat çıldırtıcı zevklerini kavrayabildi ki bunlar kimi kadınlara toplumun üzerine kurulu bulunduğu sağduyu kurallarını, namus ilkelerini unuttururlar. Madam de Listomere -Landon’nun eski tecrübesine dayanarak ona vadetmiş olduğu o tatlı anlardan, o hoş ahenkten bir rüyadaki gibi vazgeçti ve genç yaşta ölmeyi umarak acılarının sona ermesini boynu bükük bekledi. Touraine’den döndüğünden beri sağlık durumu her gün daha da kötüye gitmişti, yaşamak da çektiği acı ile ölçülü imiş gibi geliyordu ona. Hoş bir acı çekişti bu, görünürde zevkli bir hastalıktı hemen hemen işin derinine varmayanlar da şımarık bir metresin fantezisi sanabilirlerdi.

Hekimler, markize hep bir divana uzanıp yatmasını öğütlemişlerdi. O da çevresindeki çiçeklerin arasında, tıpkı onlar gibi sararıp soluyordu. Güçsüzlüğünden ötürü yürüyüşe çıkamıyor, hava alamıyordu. Kapalı bir araba ile dışarıya çıkabiliyordu ancak. Çevresinde modern lüksün ve bilginin yarattığı her şey, her zaman için vardı; o da bir hastadan çok nazlı, tembel bir kraliçeyi andırıyordu bu yüzden, belki de onun mutsuzluğundan ve güçsüzlüğünden hoşlanan; onu hep evde bulacaklarına güvenen; ileride de sağlık durumunun düzelmesi üzerine hesaplar yürüten birkaç dost gelip ona haberler getiriyorlar; Paris’te yaşamayı çok değişik hâle sokan o binlerce küçük olay hakkında bilgi veriyorlardı. Onun kederli hâli ciddi ve derin olmakla birlikte bolluğun, varlığın verdiği kederli hâldi demek, Markiz d’Aiglemont, kökünü kara bir böceğin kemirdiği güzel bir çiçeğe benziyordu. Ara sıra toplantılara, ziyaretlere gittiği oluyordu ama bunu zevk aldığı için değil de kocasının sahip olmak arzusunda bulunduğu durumun isteklerine saygı göstermek için yapıyordu. Sesi ve güzel şarkı söyleyişi, gittiği yerlerde bir genç kadının hemen her zaman hoşlanacağı alkışları toplamasına imkân sağlayabilirdi. Fakat ne duygulara ne de umutlara bağlayamayacağı başarılar ne işine yarardı onun? Kocası musikiyi sevmiyordu. Son olarak da genç kadın hemen her zaman, güzelliğinin çıkarcı birtakım ilgi, saygı gösterilerine yol açtığı salonlardan sıkılıyordu.

Durumu bir çeşit zalimce acımaya, kederli bir meraka yol açıyordu oralarda. Öteden beri ölüme yol açan bir iltihaplanmadan muzdaripti. Kadınların birbirlerinin kulaklarına söyledikleri bu hastalığa, bizim yeni söz dağarcığımız bir isim bulmuş değildi henüz. Yaşantısı sessizlik içinde geçiyordu ama hastalığının nedenini bilmeyen yoktu. Evlenmesine rağmen hep genç kız olarak kaldığından, herhangi bir bakış karşısında hemencecik utanıveriyordu. Yüzü kızarmasın diye de her zaman güleç ve neşeli görünüyordu. Yapmacık bir neşeli hâl takınıyor, her zaman iyi olduğunu söylüyor veya utangaç yalanlar uydurarak sağlık durumu üzerinde sualler sorulmasını önlüyordu. Bununla birlikte 1817 yılında bir olay, Julie’nin o zamana dek içine gömülmüş olduğu acıklı hâlin değişmesine büyük ölçüde yardımcı oldu. Bir kız çocuğu dünyaya getirdi ve genç kadın onu emzirmek istedi. Anne olmanın insana verdiği büyük oyalanmalarla kaygılı zevkler, iki yıl boyunca yaşantısını daha çekilir hâle soktu. Kocasından tabiatıyla uzak durdu. Hekimler sağlık durumunun düzeleceğini haber verdiler. Fakat markiz bu belirsiz, asılsız kehanetlere hiç inanmadı. Kendileri için hayatın artık tadı tuzu kalmamış bütün insanlar gibi ölümü mutlu bir son olarak görüyordu belki.

1819 yılının başında hayat onun için her zamankinden daha çekilmez hâle geldi. Elde etmeyi başardığı tersine mutluluk için sevindiği sırada, korkunç uçurumların varlığını sezdi. Kocası gitgide soğumuştu ondan. Zaten gevşek ve çok bencil olan bu sevginin böyle soğuyuşu birçok felaketlere yol açabilirdi. Genç kadın ince zekâsı ve ihtiyat duygusu ile seziyordu bunu. Victor üzerinde büyük bir nüfuz sahibi olduğundan ve her zaman için onun saygısını kazanmış bulunduğundan emindi ama bu kadar boş ve düşüncesiz bir adam üzerinde tutkuların yaratacağı etkiden korkuyordu. Dostları çoğu zaman Julie’yi derin düşüncelere dalmış buluyorlardı. İşin pek farkında olmayanlar sanki bir genç kadın yalnız havaî şeylerden başkasını düşünemezmiş ve bir ailedeki annenin düşüncelerinde derin bir anlam bulunamazmış gibi şakalar yaparak bu düşüncelerin gizli nedenini soruyorlardı. Mutsuzluk da gerçek mutluluk da bizi düşüncelere daldırır zaten. Ara sıra kızı Helene’le oynarken Julie ona kederli bir gözle bakıyor; annelerin çok hoşlandıkları o çocukça sorulara artık karşılık vermeyerek bugün ve yarın kaderinin ne olacağını soruyordu. Tuileries’deki geçit töreni sahnesini birdenbire hatırladığı zamanlar, gözleri yaşlarla doluyordu. Babasının ileriyi görerek söylediği sözler yine kulaklarında çınlıyor ve içinden bir ses, bu sözlerdeki sağduyuya kulak asmadı diye takaza ediyordu ona. Bütün felaketleri, bu çılgınca söz dinlemezlikten ileri gelmekteydi. Çoğu zaman da bunlar arasında dayanılması en güç olanının hangisi olduğunu bilemiyordu.

Ruhundaki tatlı hazinelerin gizli kalmaları bir yana hatta yaşamın en olağan nesnelerinde bile kocasının kendisini anlamasını bir türlü sağlayamıyordu. Sevme yeteneğinin kendisinde daha güçlü, daha canlı olarak geliştiği bir sırada yasak olmayan sevgi, koca sevgisi, ağır beden ve ruh acılarının ortasında, kaybolup gidiyordu. Sonra kocasına karşı, küçümsemeye pek yakın o acıma duygusu vardı onda ki bu, zamanla bütün öteki duyguları öldürür. Son olarak da birkaç dostla yaptığı konuşmalar, yüksek sosyetedeki örneklerle birtakım maceralar sevginin sonsuz mutluluklar sağladığını ona öğretmemiş olsaydı içinde kanayan yaralar, kardeş ruhları birleştirmeleri gereken derin ve duru zevkleri ona sezdirecekti.

Zihninin geçmişi canlandırarak gözleri önüne serdiği tabloda Arthur’un temiz çehresi her gün daha arı, daha güzel fakat geçici olarak biçimleniveriyordu. Bu anı üzerinde durmaya kendinde yürek bulamıyordu çünkü. Genç İngiliz’in sessiz ve utangaç sevgisi, evlenişinden beri bu kederli ve yalnız gönülde birkaç tatlı anı bırakan tek olaydı. Julie’nin zihnini derece derece kederlendiren bütün boşa çıkmış umutlar, doğmadan ölmüş bütün arzular, muhayyilenin doğal bir işleyişi ile bu erkeğin üzerinde toplanıyordu belki. O adam ki tavırları, duyguları ve karakteri Julie’ninkilerle bunca benzerlik gösterir gibiydi. Fakat bu düşüncede bir kaprisin, bir düşün görünüşü vardı hep. Her zaman iç çekişlerle sona eren bu gerçekleşmesi imkânsız düşten sonra Julie daha mutsuz olarak uyanıyor; gizli acılarını -hayali bir mutluluğun kanatları altında uyuttuğu zaman- daha iyi duyuyordu.

Ara sıra sızlanışlarının bir çılgınlık ve ataklık karakterine büründükleri oluyor; ne pahasına olursa olsun zevk peşinde koşmak istiyordu. Fakat daha sık olarak da ne olduğu bilinemez, aptalca bir uyuşukluğa kendini kaptırıyor; anlamadan dinliyor veya öylesine belirsiz, öylesine kararsız düşünceler besliyordu ki bunları anlatacak sözleri bulamıyordu. En gizli arzuları, genç kızken hayalini kurduğu alışkanlıklar gerçekleşmediği için, gözyaşlarını içine akıtmaktaydı. İçini kime dökecekti? Kim kulak verebilecekti ona? Sonra kadınlara özgü o çok büyük incelik, duygulardaki o hoş utangaçlık vardı onda. Bu da boş yere sızlanmamayı, zafer, yeneni de yenileni de utandıracaksa gurura kapılmamayı gerektirir. Julie kendi gücünü, kendi iyi huylarını M. d’Aiglemont’ya aşılamaya çalışıyor ve kendisinde eksik olan mutluluğu tatmakla övünüyordu. Kadınlığının bütün kurnazlığını, kocasının farkında olmadığı ve ancak despotluğunu sürdürmeye yarayan, birtakım idare şekilleri bulmaya harcıyordu. Ara sıra mutsuzluktan sarhoş gibi olduğu, kafasının işlemediği, kendisini tutamaz hâllere düştüğü oluyordu. Fakat bereket versin gerçek bir sofuluk onu son bir umuda doğru götürüyordu hep. Ölümden sonra ruhun var olacağı düşüncesine sığmıyor, bu güzel inanç ızdıraplı görevine yeniden katlanma imkânını sağlıyordu ona. Bu korkunç savaşların, bu manevi iç acılarının hiç de güzel bir yanı yoktu; bu bitmez hüzün nöbetlerinden herkes habersizdi; hiçbir canlı varlık onun donuk bakışlarını, yalnızken rastgele döktüğü acı gözyaşlarını görmüyordu.

Hâl ve şartların zoru ile markizin farkında olmadan ulaştığı bu kaygı verici durumun tehlikeleri, 1820 yılının bir akşamında bütün ciddilikleriyle gözlerinin önüne serildi. Bir karı koca birbirlerini iyice tanıyıp birbirlerine adamakıllı alışınca, bir kadın bir erkeğin en küçük davranışlarını yorumlamayı öğrenince ve onun kendisinden gizlediği duygularla olayları kavramayı başarınca işte o zaman, çok defa, bir sürü şey birdenbire aydınlığa kavuşuverir. Bu da vaktiyle rastgele öne sürülmüş yahut önceden aldırmaksızın söylenilmiş düşüncelerden, sözlerden sonra olur. Çoğu zaman bir kadın, uçurumun kıyısında veya dibinde, birden uyanıverir. Birkaç gündür yalnız olduğu için mutlu olan markiz de yalnızlığının sırrını seziverdi. Uçarı veya bıkkın, cömert veya kendisine karşı merhamet dolu olsun, kocası kendisine ait değildi artık. Julie o anda kendisini düşünmedi; çektiği acıları, katlandığı fedakârlıkları da düşünmedi. Sadece anne oldu ve kızının kaderini, yarınını, mutluluğunu gördü. Kızı, yani kendisine az çok mutluluk veren tek yaratık. Helene, kendisini hayata bağlayan tek varlık. Bir üvey anne, bu sevgili varlığın yaşantısını korkunç bir boyunduruk altında boğabilirdi. Julie yavrusunu bundan korumak için yaşamak istiyordu şimdi. Korkunç bir geleceğin böyle yeniden gözleri önüne serilmesi karşısında, uzun yıllar sürüp giden ateşli düşüncelere daldı. Bundan böyle kendisiyle kocası arasında bir sürü düşünce bulunacak, bunların yükünü ise yalnız kendisi taşıyacaktı. O güne dek Victor’un kendisini -ne kadar sevebilirse o kadar- sevdiğine güvenerek, paylaşmadığı bir mutluluk uğrunda fedakârlığa katlanmıştı. Fakat bugün gözyaşlarının kocasını sevindirdiğini bilmekten ileri gelen bir hoşnutluğa sahip değildi artık, dünyada yapayalnızdı, felaketlerden felaket beğenmekten başka yapacağı bir şey yoktu. Gecenin sessizliği, sakinliği içinde bütün güçleri gevşetiverdi bezginlikle, üzerine uzandığı divanı ve neredeyse sönecek olan ateşi terk ederek gidip bir lambanın ışığında kızını, sert bir bakışla seyrettiği sırada, M. d’Aiglemont neşe içinde kapıdan giriverdi. Julie, Helene’in uyuyuşunu ona da seyrettirdi ama kocası, genç kadının coşkunluğunu basmakalıp bir sözle karşıladı, ‘‘Bu yaşta bütün çocuklar sevimlidir.” dedi.

Sonra aldırmaz bir tavırla kızını alnından öptü, beşiğin perdelerini kapadı, Julie’ye baktı; elini ellerine aldı ve onu, bunca uğursuz düşüncenin ortaya çıkmış olduğu divana götürüp yanına oturttu. Markizin kofluğunu çok iyi bildiği o çekilmez neşe ile “Bu akşam çok güzelsiniz, hanımefendi!” dedi.

Genç kadın derin bir aldırmazlık tavrı takınarak, “Neredeydin bu akşam?” diye sordu.

“Madame de Serisy’de.”

Şöminenin üzerinden, ateşin sıcaklığından korunmak için kullanılan yelpazeyi andırır ekranı almış, saydamlığını dikkatle inceliyordu. Karısının döktüğü gözyaşlarının izlerini fark etmemişti. Julie irkildi. Yüreğinden yükselen fakat orada zapt etmek zorunda kaldığı düşünceler seli dille anlatılacak gibi değildi.

“Madame de Serisy gelecek pazartesi bir konser veriyor, senin de gelmeni çok istiyor. Uzun zaman ortalıkta görünmedin ya o da bu yüzden seni kendi evinde görmek istiyor. İyi kadıncağız, seni çok seviyor. Gidersen beni de sevindirirsin. Senin adına hemen hemen söz vermiş durumdayım…”

Julie, “Giderim.” diye cevap verdi.

Markizin sesinin tonunda, edasında ve bakışında öylesine içe işleyen, öylesine özel bir şey vardı ki aldırmazlığına rağmen Victor, karısına şaşkın şaşkın baktı. Hepsi bu kadarla kaldı. Julie, kocasının kalbini çalan kadının Madam de Serisy olduğunu anlamıştı. Umutsuz bir hayal âlemi içinde uyuşup kaldı, ateşe çok dikkatli bakıyormuş gibi göründü. Victor şömine ekranını elinde evirip çeviriyordu. Başka yerde mutlu olduktan sonra kendi evine mutluluğun yorgunluğunu getiren bir adamın sıkıntılı tavrı vardı onda. Birkaç defa esnedikten sonra bir eline şamdanı aldı, öteki elini de yavaşça karısının boynuna doğru uzatıp onu öpmek istedi. Fakat Julie eğilerek ona alnını uzattı, akşam öpücüğünü alnına kondurttu; isteksiz, sevgisiz bir öpüştü bu, yüz buruşturur gibi bir şeydi, bu da iğrenç göründü ona. Victor kapıyı kapatınca markiz kendini bir koltuğa bıraktı, dizlerinin bağı çözüldü, hüngür hüngür ağlamaya başladı. Bu sahnede ne gibi acılar gizli olduğunu anlamak, bunun ne türlü uzun, korkunç facialara yol açtığını sezmek için insanın başına buna benzer acıklı bir işin gelmiş olması gerektir. Bu basit, aptalca sözler, karı koca arasındaki bu susuşlar, davranışlar, bakışlar; ateşin karşısına otururken markinin takındığı tavır, karısını boynundan öpmek isterken aldığı poz, her şey, her şey bu anı, Julie’nin tek başına sürdüğü ızdırap dolu yaşamın acıklı bir sonucu hâline sokmaya yaramıştı. Genç kadın o çılgınlık anında divanın önünde dize geldi, hiçbir şey görmemek için yüzünü oraya kapadı ve Tanrı’ya yalvardı. Bunu da yakarışına içli dışlı bir eda, yeni bir anlam vererek yaptı. Kocası duysaydı yüreği parça parça olurdu bu yüzden. Tam bir hafta, Hâlim ne olacak? diye düşündü durdu. Uğradığı felaketin pençesinde kıvranarak ve gönlüne yalan söylememek, markinin üzerindeki nüfuzunu yeniden kurmak, kızının mutluluğuna göz kulak olacak kadar yaşamak çarelerini araştırarak bu felaketi inceledi. Bunun üzerine kendisine rakip olan kadınla savaşmaya, yeniden insan içine çıkmaya ve orada herkesin dikkatini çekmeye karar verdi. Kocasına karşı, artık duyamayacağı bir sevgi gösterecek, onu avcunun içine alacaktı. Türlü yapmacık tavırlarla onu nüfusu altına aldıktan sonra -sevgililerini üzmekten zevk alan o kaprisli metresler gibi- o da kocasına karşı şuh davranacaktı. Çektiği acılara uygulanabilecek tek ilaç, bu iğrenç oyundu. Böylelikle acılarına hâkim olacak, bunlara kendi keyfince çeki düzen verecek; bir yandan kocasını boyunduruk altına alırken onu korkunç bir zorbalık altında dizginleyip bu acıları daha seyrek hâle getirecekti. Onu çetin bir hayat sürmek zorunda bırakmaktan yana hiçbir azap duymadı artık.

Bir an içinde aldırmazlığın soğukkanlı hesaplarına dalıverdi. Kızını kurtarmak için sevmeyen insanların kalleşlikleriyle yalanlarını, şuhluğun aldatmacalarını ve bütün o korkunç kurnazlıkları aklına getirdi birdenbire. Bu kurnazlıklar, kadında doğuştan kötülükler bulunduğuna erkeği inandırarak ona karşı derin bir nefret uyandırırlar. Julie farkında olmadan kadınlık gururu, kendi çıkarları ve belli belirsiz bir öc alma isteği annelik sevgisiyle birleşerek, onu yeni bir yola soktu ki burada da yeni acılar bekliyordu kendisini. Fakat çok güzel bir ruh, çok ince bir akıl ve özellikle de bu türlü dalaverelerle suç ortaklığı etmek için büyük bir açık yüreklilik vardı onda. Kendi içinden geçenleri okumaya alışık olduğundan, ahlaksızlığa doğru bu ilk adımda -ahlaksızlıktı bu çünkü- vicdanının sesi, tutkuların ve bencilliğin sesine baskın çıkacaktı. Gerçekten, sevginin el değmemiş olarak bulunduğu, bir genç kadının henüz temiz olan yüreğinde, analık duygusunun kendisi de utanç hissinin sesine tabidir. Utanç, bütün kadın değil midir zaten? Fakat Julie, yeni yaşantısında hiçbir tehlike, hiçbir hata görmek istemedi, Madam de Serisy’nin evine gitti. Rakibesi solgun benizli, bitkin bir kadın göreceğini sanıyordu. Markiz yanaklarına allık sürmüştü ve güzelliğini ayrıca belirten mücevherlerin bütün parıltısı içinde kapıdan girdi. Kontes Serisy, Paris’te moda ile sosyete üzerinde bir çeşit etki yapma iddiasında bulunan kadınlardan biriydi. Birtakım buyruklar veriyor, borusunun öttüğü çevrede bunlar kabul edilince, herkes kabul etmiş gibisine geliyordu. Nükte yapmak iddiasındaydı. Hiçbir şeyden uzun boylu anlamadığı hâlde her şey hakkında yargı yürütüyordu. Edebiyat, politika, kadınlar, erkekler… Her şey onun denetiminden geçiyordu. Ve Madam de Serisy’nin, başkalarının denetimine meydan okur gibi bir hâli vardı. Evi her bakımdan bir zevk örneği hâlindeydi.

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.

Вы ознакомились с фрагментом книги.

Для бесплатного чтения открыта только часть текста.

Приобретайте полный текст книги у нашего партнера:


Полная версия книги

Всего 10 форматов

bannerbanner