
Полная версия:
Hatıralar
Hasan Fehmi Paşa, belki son defa bu “Allah Allah!”ları tekrar etmekten başka hiçbir şey demediğinden, İzzet Paşa da söyleyecek bir söz bulamayarak sessizce odadan çıkıp gitmiş.
***Hasan Fehmi Paşa İzmir’de bulunduğu esnada Mabeyin Başkâtibi’nden şu telgrafı aldı:
“Telhis-i Hukuk-ı Düvel namında bir kitap yazmış ve neşretmiş olmanız, nezd-i şahanede büyük esefi mucip olduğu bâ irade-i seniyye tebliğ olunur.”
Paşa, damdan düşer gibi gelen bu esef tebliğinin sebebini bulamayarak, yalnız şu yolda cevap yazmakla kaldı: “Bütün dünyaca kabul edilen hukuk-ı düvel kurallarını en muteber Avrupa kitaplarından özet ile tercüme etmekten ibaret olan bu kitap, bu abd-i âcizin, eseri olmamakla beraber, basıldığı zaman bir nüshasını Zat-ı Şahane’ye takdim etmiştim. Lütfen manzur-ı âli buyurularak hoşlanılmasından dolayı, diğer bir nüshanın daha takdimi irade buyurulmak suretiyle taltif edilmiştim. Neden dolayı esefi mucip olduğunu bilmediğim için müdafaa yolunda maruzatta bulunmama imkân olmadığı maruzdur”.
***Bir müddet sonra paşanın İstanbul’daki dostları tarafından verilen hakiki malumat ile padişahın neden dolayı esef ettiği anlaşıldı.
O yıllarda “İstanbul’da emniyet ve asayiş yoktur.” diye icat edilen bir bahane ile gereğinde kendi vatandaşlarını korumak üzere büyük devletler, İstanbul’a “İstasyoner” adıyla birer harp gemisi göndermişlerdi.
Maarif Nezareti memurlarından jurnalcılıkla bilinen biri padişaha takdim ettiği jurnalda şöyle demiş:
“Aydın Valisi Hasan Fehmi Paşa’nın vaktiyle neşrettiği Telhis-i Hukuk-ı Düvel adlı kitapta: ‘Hiçbir devletin iç işlerine karışmak suretiyle, diğer bir devletin bağımsızlığına tecavüz edilmesine devletler hukuku asla izin vermez. Fakat bir devlet kendi ülkesi içinde emniyet ve asayişi korumaktan âciz kalır da bu hâl, komşu devletlerin rahat ve emniyetini bozacak olursa, diğer devletler bu hâli gidermek için müdahale edebilirler.’ Ve yine o kitapta ‘Devletler arasında devletler hukukunda geçmeyen bir olay çıkarsa tanınmış devletler hukuku âlimlerinin fikirlerine müracaat edilebilir.’ yolunda sözler bulunması ve Hasan Fehmi Paşa’nın bizim en ileri hukukçularımızdan olması, İstanbul’a bu istasyonerlerin gönderilmelerine sebep olduğu hasbessadâka maruzdur.”
Hasan Fehmi Paşa, İzmir mahkemelerini ziyaret ettiği bir günün akşamında, bunların tamamında döşeme itibariyle gördüğü sefaletten esefle bahsettiği sırada:
“İfrat derecesine varmamak şartıyla mahkemelerin iyi döşenmiş olması; jandarma neferinden valiye kadar, bütün hükûmet memurlarının, kıyafetlerinin düzgünlüğü, halk üzerinde iyi bir tesir yapmak suretiyle memleket için faydalıdır.” demişti. O gece kendisinden ayrılırken not defterine bakarak:
“Ha!” dedi. “Yarın saat dokuz buçukta Kordon önünde kayık yarışı var. Siz saat sekiz sıralarında geliniz de acele bir işimiz varsa onları gördükten sonra birlikte yarışa gidelim.”
Ertesi sabah hükûmet konağı kapısından girerken paşanın eşi, tek arabaları olan faytonla sokağa çıkıyordu. Biraz çalıştıktan sonra paşa, yaveri çağırarak:
“Yarım saat vaktimiz var, arabayı hazırlatsınlar.” dedi. Arabanın gittiği anlaşılınca bir araba buldurulmasını söyledi. Yarışı seyretmek için Birinci Kordon’a bakan evlerin balkonları ve pencereleri bile kiraya verilmiş olduğundan, hiçbir araba bulunamadı. Polislere bütün ahırlar aratıldı. Nihayet senelerden beri bırakılmış pek eski ve kötü bir araba bulundu. Fakat biz içine girince atlar on adımdan fazla gidemediler. Hiçbir gayret de fayda vermedi. Üstelik arabacı da don gömlekti. Nihayet yarış yerine yaya gidilmeye karar verildi ve öyle yapıldı. Vali Paşa’nın, kendisine hazırlanan yere yaya gelişi pek çok alkışlandı!
Конец ознакомительного фрагмента.
Текст предоставлен ООО «Литрес».
Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.
Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.
1
O zamanlarda mektebe başlattırılan çocuklar, ailelerinin durumu uygun ise, mektebin hocası, bütün çocuklarıyla birçok davetlilerden meydana gelen bir alayla, ilahiler okunarak götürülür ve mektep çocuklarına dağıtılacak kuru üzüm, leblebi sinileri güzel örtüler altında alayı, hocaya mahsus baklava veya sarığıburma tepsisiyle çamaşır bohçaları da bu sinileri takip ederlerdi.
2
Burada kullanılan “din” kelimesi, Farsçadaki “deyn” yani “borç” anlamına gelmektedir.
3
Bu tarihten 25 sene kadar bir müddet sonra Galip Bey, Taksim’deki Fransız Hastanesi’nde vefat etti. Ecelle boğuşması üç gün sürdü. Zavallı şair bir türlü ıstıraptan kurtulamadı. Ben her gün birkaç saat onun başı ucunda bulunarak Azrail’i çağıran bu iki mısrasını teessürle hatırladım, durdum.
4
Ahmet Rıfat, İzmir mektupçuluğundan emekli olarak İzmir’de idi.
Вы ознакомились с фрагментом книги.
Для бесплатного чтения открыта только часть текста.
Приобретайте полный текст книги у нашего партнера:
Полная версия книги
Всего 10 форматов