Читать книгу Savoy Cinayeti (Май Шёвалль) онлайн бесплатно на Bookz (4-ая страница книги)
bannerbanner
Savoy Cinayeti
Savoy Cinayeti
Оценить:
Savoy Cinayeti

3

Полная версия:

Savoy Cinayeti

Månsson elini zile doğru kaldırdı fakat fikrini değiştirip sol kolunu indirdi ve etrafına bakındı.

Kendi eski Wartburg’u haricinde kaldırıma iki araba park etmişti. Kırmızı bir Jaguar ve sarı bir MG. Charlotte Palmgren’in sokağa iki spor araba park etmiş olması mümkün müydü? Månsson orada hareket etmeden durdu ve bir an için parkın içinden belli belirsiz sesler duyar gibi oldu. Sonra sesler yok oldu, belki de sıcak ve basık havada buharlaşıp yok olmuşlardı.

Ne yaz ama, diye düşündü Månsson. Her on yılda bir yaşanır böylesi. Sen de burada kravat, gömlek ve ceketle tam bir kalın kafalı gibi dikiliyorsun, hem de Falsterbro’da plajda uzanmak ya da evde şortla, içkin elinde takılmak dururken!

Sonra başka bir şey geçti aklından. Malikâne eskiydi, muhtemelen yüzyılın başından kalmaydı, kesinlikle bir iki milyona yeniden düzenlenip modern bir görünüme kavuşmuştu. Bu evlerin genellikle arka girişi olurdu; bahçıvan, aşçı, hizmetçiler, uşaklar ve bebek bakıcıları arkadan girip çıkarlardı. Böylelikle evin bey ve hanımının gözüne takılmamış olurlardı.

Månsson çit boyunca yürüyerek yandaki sokağa saptı. Evin bulunduğu arazi, koca bir blok uzanıyordu sanki çünkü çit hiç değişmiyordu, bozulmadan, geçit vermez hâliyle devam ediyordu. Månsson tekrar sağa saptı, arkaya doğru dolandığında aradığı şeyi buldu. Dökme demirden iki giriş kapısı vardı. Buradan bakınca ev görünmüyordu, uzun ağaçlar ve sık çalılarla örtülüydü. Ancak Månsson’un gözüne yeni yapılmış, kocaman bir garaj takıldı. Hemen yanında daha eski, daha küçük bir bina vardı. Buraya bahçe malzemelerini koyuyor olmalıydılar. Arka kapıda isim levhası yoktu.

Månsson ellerini giriş kapısının iki yanına koyup bastırdı. Kapılar kenara kayıp açıldı. Kapının kilitli olup olmadığını anlamasına gerek kalmadı yani. Ağaçların gölgesi altına girince, havanın ne kadar sıcak olduğunu anladı; yakasının altında ter damlacıkları birikti, kürek kemiklerinin arasından sırtına süzüldü. Månsson kapıları kapattı.

Garaja giden çakıl taşlı yolda tekerlek izleri göze çarpıyordu; bahçeye doğru kıvrılan patikalar granit karolarla kaplıydı.

Månsson ağaçların altından, evden tarafa doğru çimlerde yürüdü. Sarısalkımların ve yaseminlerin arasından geçti, tam tahmin ettiği gibi evin arka tarafına çıktı, burası sessiz ve ıssızdı. Pencereler, mutfak ve kiler merdivenleri kapalıydı ve bir sürü tuhaf ek bina vardı. Månsson bakışlarını eve doğru kaldırdı fakat çok yakın olduğundan pek bir şey göremedi. Sağa giden patikayı takip etti, çiçek tarhından yukarı devam etti, köşeden gizlice baktığında gösterişli şakayıkların arasında heykel gibi donakaldı.

Karşısındaki manzara birçok açıdan nefes kesiciydi. Çimenlik çok geniş ve yeşildi, İngiliz golf sahaları gibiydi. Ortada fasulye şeklinde bir havuz vardı, yanları açık mavi fayanslarla kaplıydı ve içi pırıl pırıl yeşil suyla doluydu. En uzak ucunda bir sauna, paralel barlar ve can simitleri vardı. Saunanın yanında bir egzersiz bisikleti duruyordu. Tahminen burası Viktor Palmgren’in o dillere destan mükemmel fiziğini koruduğu yerdi. Havuzun kenarında Bruno Mathsson koltuğuna benzeyen bir şeyde Charlotte Palmgren oturuyor, daha doğrusu gözleri kapalı, çıplak, sere serpe uzanıyordu. Çok iyi bronzlaşmıştı, bütün vücudu eşit şekilde bronzdu. Sarı saçlıydı. Eğer kadının doğal sarışın olmadığına dair bir şüphe varsa, bronz teninin üstünde neredeyse beyaz görünen, bacak arasında bir üçgen oluşturan ince tüyler bu teoriyi rahatlıkla çürütebilirdi. Yüzü incecik, duygusuz hatlara sahipti, profili belirgin, ağzı dümdüzdü. Çok zayıftı, kalçaları neredeyse doğal olamayacak kadar dardı ve beli küçücüktü. Genç kızlara yakışır göğüsleri vardı. Meme uçları küçük ve uçuk kahveydi, etrafları da cildin diğer kısmından daha açık tondaydı. Kadında, Månsson’u çeken hiçbir özellik yoktu. Bir mağaza vitrinindeki cansız mankenden farkı yok denebilirdi.

Şuna baksanıza, çıplak bir dul!

Hem neden olmasın ki? Dul kadınlar da bazen çıplak olabilir. Månsson şakayıkların arasında dururken kendini bir röntgenci gibi hissetti, ki aynen de öyleydi.

Ancak onu orada kalmaya iten sebep gördükleri değil de duyduklarıydı. Yakın civarda, fakat gözle görünemeyecek bir yerde hareket eden ve bir şeyler yapan birisinden şıngır şıngır sesler geliyordu.

Arkasından Månsson ayak sesleri duydu ve bir adam evin oluşturduğu gölgeliğin içinden çıktı. Charlotte Palmgren kadar olmasa da o da bronzlaşmıştı. Üstünde çiçekli bermuda şort vardı ve içinde açık kırmızı bir sıvı bulunan, iki uzun bardak taşıyordu. Pipet ve buz. Fena fikir değil.

Månsson adamı hemen fotoğraflardan tanıdı. Mats Linder’di bu, daha öleli kırk sekiz saat bile olmamış Viktor Palmgren’in en yakın iş ortağı ve sağ koluydu.

Adam çimenlerden havuza doğru yürüdü. Şezlongda arkasına yaslanmış kadın sol bacağını kaldırıp bileğini kaşıdı. Gözlerini bile açmadan sağ kolunu uzattı ve adamın elindeki bardaklardan birini aldı.

Månsson evin köşesine doğru geri çekildi. Dinledi. Önce Linder konuştu, “Çok mu keskin olmuş?”

“Yok, iyi,” dedi kadın.

Månsson kadının bardağı fayansa koyduğunu duydu.

“Ne fenayız değil mi?” dedi Charlotte Palmgren duygusuzca.

“Aman neyse, yine de güzel.”

“Evet, doğru.”

Kadının sesi hâlâ aynı kayıtsız tondaydı.

Bir süre ortalık sessizdi. Arkasından dul kadın davetkâr ve etkileyici bir ses tonuyla, “Mats, şu aptal şortu çıkarsana?” dedi.

Linder cevap verdiyse de Månsson asla öğrenemeyecekti çünkü şakayıkların arasındaki yerinden hemen ayrıldı.

Hızlı ve sessiz adımlarla gerisin geri yürüdü, kapıyı arkasından kapattı ve çitleri takip ederek iki sokak köşesini de dönüp bakır ön kapının önünde durdu. Bir saniye bile tereddüt etmeden zili çaldı.

Uzaklarda zil sesi yankılandı. Bir dakika geçmeden ayak sesleri yaklaştı. Dikiz deliği açıldı, açık mavi-yeşil bir göz ona baktı. Månsson bir tutam sarı saç ve abartılı uzun, teknik açıdan kusursuz kirpikler gördü.

Månsson kimliğini çıkarmış, aralığa doğru uzatmıştı.

“Rahatsız ettiğim için özür dilerim,” dedi. “Adım Månsson. Komiser.”

“Ah,” dedi kadın çocuk gibi. “Tabii ki. Polis. Birkaç dakika bekleyebilir misiniz?”

“Tabii ki. Bölmüyorum ya?”

“Ne? Yok, yok canım. Sadece iki dakika benim…” Anlaşılan sözünü uygun bir şekilde tamamlayamadı. Deliğin kapağı kapandı, hızla kapıdan uzaklaştı.

Månsson kol saatine baktı.

Kadının geri dönüp kapıyı açması sadece üç buçuk dakika sürdü. Gümüş rengi sandalet ve tiril tiril, gri bir elbise vardı üzerinde.

Altına bir şey giymeye vakti olmamıştır, diye düşündü Månsson, hem zaten gerekli de değildi. Kadının gösterecek ya da saklayacak özel bir şeyi yoktu.

“Buyurun lütfen,” dedi Charlotte Palmgren. “Beklettiğim için özür dilerim.”

Kapıyı kilitleyip adamın önünden evin içine doğru yürüdü. Dışarıda, sokakta bir araba çalıştı. Anlaşılan dul kadın haricinde hızlı davranan başka biri daha vardı.

Månsson ilk kez evi tüm heybetiyle görme fırsatı bulunca buraya hayran kaldı. Aslında burası bir ev gibi değildi, kubbeleri, kuleleri ve garip çıkıntıları olan mini bir şatoydu. Her şey, müteahhidin müthiş bir megaloman olduğunun ve bu tasarımı bir kartpostaldan kopyaladığının kanıtıydı sanki. Daha modern bir görünüm vermek için yakınlarda eklenen sundurma ve cam verandalar da genel izlenimi daha da iyi kılmamıştı. Malikâne tam bir felaketti ve insan gülse mi, ağlasa mı, yoksa bir yıkım ekibi mi yollasa karar veremiyordu. Bina son derece kallaviydi; ancak dinamitle yerinden oynatılabilirdi. Garaj yolunda Kayzer Almanyası’nda bulunan türden bir dizi iğrenç heykel duruyordu.

“Evet, güzel bir evdir,” dedi Charlotte Palmgren. “Ama yenilemek ucuza mal olmadı. Şimdi her şey birinci sınıf.”

Månsson gözlerini evden ayırmayı başarıp çevreye bakmaya devam etti. Daha önce dikkatini çeken çimenlik oldukça bakımlıydı.

Kadın bakışlarını takip edip, “Haftada üç gün bahçıvan gelir,” dedi.

“Anladım,” dedi Månsson.

“İçeride mi yoksa dışarıda mı oturmak istersiniz?”

“Fark etmez,” dedi Månsson.

Mats Linder’den eser kalmamıştı, hatta bardaklar bile ortada yoktu ama geniş verandadaki bir servis arabasında bir seltzer şişesi, bir buz kovası ve birkaç şişe duruyordu.

“Bu evi kayınpederim satın almış,” dedi kadın, “ama yıllar evvel ölmüş, Viktor ve ben daha tanışmadan.”

“Nerede tanıştınız?” diye sordu Månsson yersizce.

“Nice’te, altı yıl önce,” dedi Charlotte Palmgren. “Orada bir defiledeydim.” Bir saniye duraksadıktan sonra ekledi, “Hadi içeri geçelim bari.”

“Tamam,” diye cevap verdi Månsson.

“Size özel bir şey ikram edemeyeceğim. Bir iki içki olabilir tabii.”

“Teşekkürler ama almayayım.”

“Anlıyorsunuz ya, burada yapayalnızım. Hizmetlileri gönderdim.”

Månsson hiçbir şey demedi ve kadın bir saniye sonra, “Olanlardan sonra yalnız kalmak daha iyi diye düşündüm.

Tamamen yalnız,” dedi.

“Anladım. Başınız sağ olsun.”

Kadın başını hafifçe yana eğdi ama iğrenme ve tam duygusuzluk dışında bir şey ifade edemedi.

Belki de kederli görünebilecek kadar yetenekli değil, diye düşündü Månsson.

“Mmm,” dedi. “Hadi girelim.”

Månsson verandanın arkasındaki taş basamaklardan kadını takip etti, kasvetli genişçe bir holü geçip tıklım tıkış mobilya dolu, devasa bir salona girdi. Tüm tarzların bir arada olması grotesk bir hava veriyordu. Bir yanda ultra modern parçalar varken diğer yanda sırtı yüksek eski tip koltuklar ve yarı antika sehpalar vardı. Kadın onu dörtlü koltuk, bir kanepe ve devasa, kalın cam bir sehpa setine doğru götürdü. Yeni ve pahalı bir sehpaya benziyordu.

“Lütfen oturun,” dedi kadın âdetten.

Månsson oturdu. O tekli koltuk, hayatında gördüğü en büyük koltuktu; Månsson öyle bir gömüldü ki bir daha asla ayağa kalkamayacağını sandı.

“İçecek bir şey istemediğinize emin misiniz?”

“Eminim, teşekkürler,” dedi Månsson. “Sizi fazla rahatsız etmeyeceğim. Ancak maalesef size birkaç soru sormak zorundayım. Anladığınız üzere, Bay Palmgren’i öldüren kişiyi en kısa zamanda yakalamak istiyoruz.”

“Evet, polissiniz. Eh, ne demeliyim ki? Ben çok üzüldüm, olayın kendisi… Trajik.”

“Saldırganı gördünüz, değil mi?”

“Evet, ama her şey o kadar hızlı oldu ki. Sonrasına kadar tepki veremedim. Sonra korkunç bir düşünce beynime saplandı, adam beni de vurabilirdi. Hepimizi indirebilirdi.”

“O adamı daha önce görmüş müydünüz?”

“Hayır, kesinlikle hayır. İsimleri falan pek hatırlayamam ama yüz hafızam çok kuvvetlidir. Lund’daki polis de bana aynısını sormuştu.”

“Biliyorum, ama doğal olarak o sırada çok üzgündünüz.”

“Kesinlikle, korkunçtu,” derken hiç de samimi değildi.

“Son birkaç gündür bunu uzun uzadıya düşünmüş olmalısınız.”

“Evet, tabii ki.”

“Ama adamı net bir şekilde gördünüz. Ondan tarafa bakıyordunuz. Dış görünüşü nasıldı?”

“Eh, ne diyebilirim ki? Son derece sıradandı.”

“Ne tür bir izlenim edindiniz? Gergin miydi? Yoksa gözü dönmüş gibi miydi?”

“Yani, gayet sıradan görünüyordu. Oldukça sıradan.”

“Sıradan mı?”

“Evet, basit biri. Aramızda yoktur böyleleri.”

“Adamı görünce ne hissettiniz?”

“Hiçbir şey, tabancayı çekene kadar. Ondan sonra korktum.”

“Silahı gördünüz mü?”

“Tabii. Normal tabancaydı.”

“Ne çeşit olduğunu söyleyemez misiniz?”

“Tabancalardan anlamam. Ama namlusu vardı. Bayağı uzundu. Kovboy filmlerinde kullanılan silahlara benziyordu.”

“Peki adamın yüz ifadesi hakkında ne söyleyebilirsiniz?”

“Hiçbir şey. Dedim ya, gayet sıradandı. Kıyafetlerini daha net inceledim ama bundan bahsetmiştim zaten.”

Månsson adamın eşkâlini almak için kadını daha fazla zorlamaktan vazgeçti. Kadın anlattıklarından daha fazlasını ya anlatamıyor ya da anlatmıyordu. Månsson garip odada etrafına bakındı. Kadın bakışlarını takip edip şöyle dedi, “Bu koltuk grubu bayağı göz alıcı, değil mi?”

Månsson başıyla onayladı ve kim bilir kaça mal olmuştur diye düşündü.

“Kendim aldım,” dedi kadın gururla. “Finncenter’dan.”

“Her zaman burada mı yaşıyorsunuz?” diye sordu Månsson.

“Malmö’deyken başka nerede yaşayacağız?” diye sordu kadın mahcup bir şekilde.

“Peki Malmö’de değilken?”

“Estoril’de bir evimiz var. Kışın orada yaşıyoruz. Viktor sık sık Portekiz’le iş yapıyordu. Bir de Stockholm’de şirketin dairesi var tabii. Gärdet’de.”

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.

Вы ознакомились с фрагментом книги.

Для бесплатного чтения открыта только часть текста.

Приобретайте полный текст книги у нашего партнера:


Полная версия книги

Всего 10 форматов

bannerbanner