Читать книгу Kelt masalları (Joseph Jacobs) онлайн бесплатно на Bookz (3-ая страница книги)
bannerbanner
Kelt masalları
Kelt masalları
Оценить:
Kelt masalları

3

Полная версия:

Kelt masalları

Sonra evine şöyle bir baktı, beraberinde getirdiği büyükbaş hayvanlara seslendi:

“Kahverengi, beyaz lekeli ineğim,Benekli, çilli ineğim,Beyaz yüzlü, kirli ineğim,Kralın kıyısından gelen beyaz boğam,Gri öküzüm, siyah danam,Hepiniz benimle gelin, burası değil yuvam.”

Siyah dana daha yeni kesilmişti ve kancada asılıydı, ancak birden canlandı ve kızı takip etti; öküzler ise çift sürüyordu, ancak buna rağmen onun isteğini gerçekleştirdiler. Böylece kız tekrar göle gitti, hayvanlar da onu takip etti. Hep birlikte karanlık sulara daldılar. Dağ gölüne uzanan yoldaki saban izlerinin bugün bile göründüğü söylenir.

Kız, geriye yalnızca bir kez, çocukları büyüyüp koskoca adamlar olunca döndü. Onlara hediye olarak şifa yetenekleri verdi ve bu yetenekler sayesinde çocukları Meddygon Myddvai, yani Myddvai’nin Hekimleri olarak tanındılar.

Hayat Dolu Terzi

Hayat dolu bir terzi, Saddell Kalesi’ndeki Muhteşem Macdonald tarafından, geçmiş zamanlarda kullanılan dar pantolonlardan yapması için görevlendirilmişti. Bu pantolonlar, tek bir parça şeklinde birleştirilen fanila ve dize kadar bir pantolondan oluşuyordu; püsküllerle süsleniyorlardı ve çok rahatlardı, hem yürümek hem de dans etmek için uygunlardı. Bir gün Macdonald, terziye “Eğer bu pantolonları gece vakti kilisede yaparsan büyük bir mükâfat alacaksın,” dedi. Çünkü bu eski harabe kilisenin perili olduğu, geceleri orada korkunç yaratıkların ortaya çıktığı düşünülüyordu.

Terzi de bu söylentilerin farkındaydı, ancak o hayat dolu bir adamdı ve pantolonları gece vakti kilisede yapması söylenip meydan okunduğunda gözü korkmadı. Ödülü kazanmak için görevi üstlendi. Gece çöktü, terzi vadiye indi ve kaleden yaklaşık bir kilometre uzakta olan eski kiliseye varana kadar yürüdü. Sonra oturmak için sağlam bir mezar taşı seçip kandilini yaktı, yüksüğünü çıkardı ve pantolonu dikmeye başladı; iğnesini hızlıca kullanırken aklında alacağı ücret vardı.

Bir süre böyle devam etti, ta ki ayağının altındaki zeminde bir sallantı hissedene kadar; parmakları çalışsa da gözleri etrafı süzüyordu, birden kocaman bir insan kafasının kilise döşemesinin taşlarından yükseldiğini gördü. Kafa yeryüzüne kadar yükselince çok yüksek ve gürültülü bir ses duyuldu: “Benim bu kocaman kafamı görüyor musun?”

“Görüyorum, ancak bu pantolonu dikeceğim!” diye cevap verdi hayat dolu terzi, pantolonu dikmeye devam etti.



Sonra terzinin gördüğü kafa, boynu görünene kadar döşemeden yükselmeye devam etti. Boynu göründüğünde gürleyen bir ses, “Benim bu kocaman boynumu görüyor musun?” diye sordu.

“Görüyorum, ancak bu pantolonu dikeceğim!” dedi hayat dolu terzi, pantolonu dikmeye devam etti.

Sonra adamın kafası ve boynu daha da yükselirken koskocaman omuzları ve gövdesi zeminde göründü. Kuvvetle gürleyen ses tekrar duyuldu: “Benim bu koskocaman gövdemi görüyor musun?”

Yine “Görüyorum, ancak bu pantolonu dikeceğim!” deyip pantolonu dikmeye devam etti hayat dolu terzi.

Ancak adam hâlâ yükselmeye devam ediyordu, kocaman iki çift kol terzinin gözleri önündeydi: “Benim bu kocaman kollarımı görüyor musun?”

“Görüyorum, ancak bu pantolonu dikeceğim!” diye cevapladı terzi, pantolonu dikmeye devam etti çünkü biliyordu ki kaybedecek zamanı yoktu.

Hayat dolu terzi, adamın yavaş yavaş çıkmaya başladığını görünce uzun dikişler atmaya başladı; sonra adam kocaman bacağını kaldırıp zemine vurdu ve kükreyen bir sesle “Benim bu kocaman bacağımı görüyor musun?” diye sordu.

“He he, görüyorum, ancak bu pantolonu dikeceğim!” diye bağırdı terzi, parmakları iğneyle dans ediyordu; adam diğer bacağını da çıkarmaya başlayınca terzi o kadar uzun dikişler atmaya başlamıştı ki pantolonun neredeyse sonuna gelmişti. Adam bacağını zeminden çıkarmadan hemen önce, hayat dolu terzi görevini bitirip kandilini söndürdü, tabanları yağlayıp mezar taşından uzağa doğru koşmaya başladı ve kolunun altındaki pantolonla kiliseden uzaklaştı. Sonra korkunç yaratık yüksek sesle gürledi, iki ayağını da zemine vurdu ve kiliseden çıkıp terzinin peşine düştü.

Vadide koştular, bir selin akıntısından daha hızlılardı; ancak terzi yola daha önce çıkmıştı ve bacakları çevikti, ayrıca ödülü de kaybetmek istemiyordu. Yaratık ona dur diye kükrese de, hayat dolu terzi bir canavarın dediğini yapacak biri değildi. Bu yüzden elindeki pantolonu sıkı sıkı tutup Saddell Kalesi’ne varana kadar adımlarının karanlığa karışmasına izin vermedi. Çok geçmeden kale kapısından içeri girdi ve kapıyı kapattı; onun ardından canavar geldi ve terziyi elinden kaçırdığı için sinirlenip kapının üstündeki duvara vurdu. Orada koskocaman beş parmağının izini bıraktı. Eğer yeterince yakından bakarsanız o parmakların orada durduğunu apaçık bir şekilde görebilirsiniz.

Terzi ödülünü aldı, Macdonald pantolonun ödemesini cömertçe yaptı. Dikişlerin bazılarının biraz uzun olduğunu ise hiçbir zaman fark etmedi.

Munachar Ve Manachar

Bir zamanlar Munachar ve Manachar adında iki arkadaş vardı, bu çok uzun zaman önceydi. O kadar uzun zaman önceydi ki eğer şimdi yaşasalar, yaşları birkaç yüzü geçmiş olurdu. Munachar ve Manachar birlikte ahududu toplamaya çıkarlardı, Munachar ne kadar topluyorsa Manachar o kadar yiyordu. Munachar, tüm ahududularını yiyen Manachar’ı asmak için bir dal bulup darağacı yapması gerektiğine karar verdi; dalın yanına gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu dal. “Bir şeyler arıyorum. Bir dal bulup darağacı yapacağım, darağacına tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım,” diye cevap verdi Munachar.

“Beni alamazsın,” dedi dal, “Ta ki bir balta bulup beni kesene kadar.” Baltaya gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu balta. “Bir şeyler arıyorum. Bir balta bulacağım. Balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”



“Beni alamazsın,” dedi balta, “Ta ki beni bilemek için bir taş bulana kadar.” Taşa gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu taş. “Bir şeyler arıyorum. Bir taş bulacağım. Taş ile baltayı bileyecek, balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”

“Beni alamazsın,” dedi taş, “Ta ki beni ıslatmak için su bulana kadar.” Suya gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu su. “Bir şeyler arıyorum. Su bulacağım. Su ile taşı ıslatacak, taş ile baltayı bileyecek, balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”

“Beni alamazsın,” dedi su, “Ta ki içimde yüzecek bir geyik bulana kadar.” Geyiğe gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu geyik. “Bir şeyler arıyorum. Bir geyik bulacağım. Geyiği suda yüzdürecek, su ile taşı ıslatacak, taş ile baltayı bileyecek, balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”

“Beni alamazsın,” dedi geyik, “Ta ki beni kovalayacak bir tazı bulana kadar.” Tazıya gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu tazı. “Bir şeyler arıyorum. Bir tazı bulacağım. Tazı ile geyiği kovalayacak, geyiği suda yüzdürecek, su ile taşı ıslatacak, taş ile baltayı bileyecek, balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”

“Beni alamazsın,” dedi tazı, “Ta ki pençelerime sürecek bir parça tereyağı bulana kadar.” Tereyağına gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu tereyağı. “Bir şeyler arıyorum. Bir tereyağı bulacağım. Tereyağını tazının pençelerine sürecek, tazı ile geyiği kovalayacak, geyiği suda yüzdürecek, su ile taşı ıslatacak, taş ile baltayı bileyecek, balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”

“Beni alamazsın,” dedi tereyağı, “Ta ki beni yalayarak temizleyecek bir kedi bulana kadar.” Kediye gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu kedi. “Bir şeyler arıyorum. Bir kedi bulacağım. Kediye tereyağını temizlettirecek, tereyağını tazının pençelerine sürecek, tazı ile geyiği kovalayacak, geyiği suda yüzdürecek, su ile taşı ıslatacak, taş ile baltayı bileyecek, balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”

“Beni alamazsın,” dedi kedi, “Ta ki bana süt verene kadar.” İneğe gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu inek. “Bir şeyler arıyorum. Bir inek bulacağım. İnek bana sütü verecek; ben de sütü kediye verecek, kediye tereyağını temizlettirecek, tereyağını tazının pençelerine sürecek, tazı ile geyiği kovalayacak, geyiği suda yüzdürecek, su ile taşı ıslatacak, taş ile baltayı bileyecek, balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”

“Sana süt veremem,” dedi inek, “Ta ki bana şuradaki harmancılardan saman getirene kadar.” Harmancılara gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu harmancılar. “Bir şeyler arıyorum. Sizden saman alacağım, samanı da ineğe götüreceğim. İnek bana sütü verecek; ben de sütü kediye verecek, kediye tereyağını temizlettirecek, tereyağını tazının pençelerine sürecek, tazı ile geyiği kovalayacak, geyiği suda yüzdürecek, su ile taşı ıslatacak, taş ile baltayı bileyecek, balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”



“Sana saman veremeyiz,” dedi harmancılar, “Ta ki bize şuradaki değirmenciden pasta malzemeleri getirene kadar.” Değirmenciye gitti. “Ne var ne yok?” diye sordu değirmenci. “Bir şeyler arıyorum. Sizden pasta malzemeleri alacağım, o malzemeleri harmancılara götüreceğim. Harmancılar bana saman verecek; ben de samanı ineğe götürecek, inekten sütü alacak, sütü kediye verecek, kediye tereyağını temizlettirecek, tereyağını tazının pençelerine sürecek, tazı ile geyiği kovalayacak, geyiği suda yüzdürecek, su ile taşı ıslatacak, taş ile baltayı bileyecek, balta ile dalı kesecek, dal ile darağacı yapacak, darağacı ile tüm ahududularımı yiyen Manachar’ı asacağım.”

“Sana malzemeleri veremeyiz,” dedi değirmenci, “Ta ki şuradaki nehirden, şu elekle su getirene kadar.”

Eleği eline alıp nehre doğru yola çıktı. Ancak ne zaman eleği daldırıp su ile doldursa, kaldırdığında su boşalıyordu; o zamandan bugüne kadar denemeye devam etse bile o eleği dolduramazdı. Başının üstünden bir karga uçuyordu. “Sıva! Sıva!” dedi karga. “Teşekkür ederim, verdiğin tavsiye çok iyi,” dedi Munachar. Kırmızı kili alıp bir sıva yaptı ve sıvayı eleğin altına sıvadı, tüm delikleri doldurdu. İşte o zaman elek suyu tutmaya başladı, suyu değirmenciye verdi, değirmenci de ona pasta malzemelerini verdi; pasta malzemelerini alıp harmancılara götürdü, harmancılar da ona samanları verdi; samanları ineğe götürdü, inek de ona süt verdi; sütü alıp kediye götürdü, kedi de tereyağını diliyle temizledi; tereyağını alıp tazıya götürdü, tazı da tereyağını pençelerine sürdü; tazı geyiği kovaladı, geyik de suda yüzü; su taşı ıslattı, taş da baltayı biledi; balta dalı kesti, dal ile darağacı yapıldı; tam Manachar’ı asmak için her şey hazırken Munachar öğrendi ki Manachar çok yemekten ŞİŞİP PATLAMIŞ.

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.

1

Kelt topluluklarında bulunan bir rahip sınıfı. (ç.n.)

2

Antik İrlanda’da efsanevi savaşçı kadınlara verilen isim. (ç.n.)

Вы ознакомились с фрагментом книги.

Для бесплатного чтения открыта только часть текста.

Приобретайте полный текст книги у нашего партнера:


Полная версия книги

Всего 10 форматов

bannerbanner