
Полная версия:
Jo'nun Oğulları
Çaydan sonra sohbet ederlerken Dan, upuzun odalarda bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı. Temiz hava almak için ara sıra koridora çıkıp geziniyordu, sanki bu medeni insanlara göre onun ciğerlerinin daha çok havaya ihtiyacı varmış gibi. Yaptığı bu kısa turların birinde kapı boşluğunun karanlığında beyaz bir figürün durduğunu gördü ve ona bakmak için duraksadı. O sırada Bess de duraksadı, eski arkadaşını tanıyamamıştı. Orada öylece durarak ne kadar hoş bir manzara yarattığının farkında bile değildi. Uzun boyluydu, hatları ince ve zarifti, o hafif kasvetli yaz gecesine ters düşecek şekilde altın sarısı saçları kafasının etrafını hâle gibi çevrelemiş, koridorda esen serin rüzgâr sayesinde üzerine giydiği beyaz şalın uçları birer kanatmış gibi bir görüntü veriyordu.
“Sen misin, Dan?” diye sordu Bess. Zarif bir gülümsemeyle yanına gitmiş, elini uzatmıştı.
“Öyle görünüyor ama ben seni hiç tanıyamadım, prenses. Senin bir hayalet olduğunu düşündüm.” diye cevap verdi Dan, ona tatlı tatlı merakla tepeden bakıyor ve hayrete kapıldığını yüz ifadesinde gizleyemiyordu.
“Ben çok büyüdüm ama sen bu iki yılda bayağı değişmişsin.” Ve Bess, önünde duran resmedilmeye değer görüntüye, genç kızlara özgü bir memnuniyetle ona doğru baktı. Bess’in etrafında duran iyi giyimli insanlar, bu görüntünün çoktan tezatlık oluşturduğuna karar vermişti bile.
Kimse ağzını açamadan Josie aceleyle içeri koştu ve genç kızlığa adım attığı için yeni elde ettiği ağırbaşlılığa kayıtsız kalarak Dan’in onu yukarı kaldırıp bir çocukmuş gibi kendisine bir öpücük vermesine izin verdi. Onu yere koyar koymaz Dan, onun çok değiştiğini fark etti ve yapmacık bir tavırla dehşete düşmüş gibi yapıp feryat etti.
“Selam! Ah, sen de çok büyümüşsün! Oyun oynayabileceğim bir çocuk olmayınca ben ne yapacağım? Ted’e bir bakın, fasulye sırığı gibi büyümüş, Bess de genç bir kadına dönüşmüş ve sen bile geleceği parlak kuzum, çocuk bezini bir kenara fırlatıp büyüklük taslıyorsun.”
Kızlar kahkaha atıyordu. Josie, bu uzun boylu adama bakarken yüzü kızardı, ne de olsa harekete geçmeden önce iyice düşünmemişti. Bu iki genç kuzen, çok hoş bir zıtlık oluşturuyorlardı. Biri leylak kadar açık tenli, diğeri de yaban gülüne benziyordu. Ve Dan, her ikisini incelerken kafasını memnuniyetle salladı; gezileri boyunca birçok çekici kadın görmüştü ve bu eski arkadaşlarının hoş bir şekilde serpildiklerini görmek onu mutlu etmişti.
“Haydi bakalım! Dan’i tekelinizde tutup durmayın!” diye seslendi Bayan Jo. “Onu geri getirin ve gözünüzü dört açın! Yoksa onu doğru dürüst görmeden yine buralardan bir iki yıllığına sıvışıp kaçabilir.”
Bayan Jo ile aynı fikirde olanlar tarafından Dan esir alınarak oturma odasına geri götürüldüğünde, diğer oğlanlara göre daha çok gelişme gösterdiği ve erkekliğe daha erken adım attığı için Josie tarafından azar işitti.
“Emil senden daha büyük ama yine de çocuk gibi davranıyor ve eskiden olduğu gibi hâlâ hoplayıp zıplıyor, denizci şarkıları söylüyor. Sen otuz yaşında gibi görünüyorsun. Bir piyeste, bir Orta Çağ köylüsü gibi kocaman ve kapkara duruyorsun. Ah, harika bir fikrim var! Pompei’nin Son Günleri14 romanındaki Arbaces15 için biçilmiş kaftansın. Biz bu oyunu sahnelemek istiyoruz. Aslan olacak, gladyatörler olacak hatta yanardağın patlaması bile olacak. Tom ve Ted üzerimize küller yağdıracak ve variller dolusu taşı da yuvarlayacaklar. Bir tane Mısırlı rolü için koyu tenli bir adam arıyorduk. Sen de kırmızı ve beyaz şalların arasında harika durursun, öyle değil mi, Jo teyze?”
Böylesine kelime yağmuruna tutulan Dan, dayanamayıp elleriyle kulaklarını kapadı ve Bayan Bhaer o coşku dolu yeğenine cevap veremeden Laurenceler, Meg ve ailesi, kısa bir süre sonra da Tom ve Nan eve doluştular. Hepsi Dan’in maceralarını dinlemek için oturdular. Kısa ama etkileyici bir anlatımla herkesi büyüledi, etrafını çevreleyen kişilerin ilgi, merak, neşe ve gerilim dolu değişken yüz ifadelerinde bu açıkça görünüyordu. Orada bulunan oğlanlar bir an önce Kaliforniya’ya gidip sıfırdan zengin olma hayaline kapıldılar; kızlar ise gezileri sırasında onlar için satın aldığı ilginç ve güzel hediyeleri almak için sabırsızlıkla sıralarını beklediler; o arada da evin büyükleri deli dolu oğlanın enerjisi ve iyi huyları karşısında tüm samimiyetleriyle keyiflendiler.
“Tabii geri dönüp şansını tekrar denemek isteyebilirsin ve umarım ki her şey gönlünce olur. Ama borsa oyunları çok tehlikelidir ve kazandığın her şeyi bir anda kaybedebilirsin.” dedi Bay Laurie. Orada bulunan oğlanlar kadar heyecan verici maceraları dinlemenin tadını çıkarmıştı ve tıpkı odadaki diğer çocuklar gibi o da Dan ile o tür bir hayatı yaşamayı çok isterdi.
“Doğrusunu isterseniz biraz usandım, en azından bir süreliğine ara vereceğim, kumara çok benziyor. Tek ilgimi çeken yanı, bana verdiği heyecan ve bu da benim için pek de iyi bir şey değil. Batıya gidip çiftçilikle uğraşmayı arzuluyorum. Geniş kapsamlı düşününce bu harika bir fikir, uzun süre aylak aylak gezdikten sonra düzenli bir işimin olmasının oldukça iyi bir şey olacağını düşünüyorum. Orada bir başlangıç yapabilirim, siz de bana ailenin yüz karası koyunlarını yollarsınız, ben de onları üremeleri için yetiştiririm. Avustralya’da koyun yetiştiriciliği ile uğraştım ve kara koyunlar hakkında biraz bilgim var aslında.”
Sözlerini bitirirken Dan’in yüz ifadesindeki durgunluk patlattığı bir kahkaha ile yok oldu, onu çok iyi tanıyanlar San Francisco’da çok büyük bir ders aldığını ve tekrar öyle bir yola sapmayacağını anladı.
“Bu mükemmel bir fikir, Dan!” diye haykırdı Bayan Jo, onun bir yere yerleşip başkalarına yardım etme isteğiyle yanıp tutuştuğunu görünce büyük ümitler beslemeye başladı. “Artık nerede olduğunu bileceğiz ve dünyanın yarısını arşınlamaksızın gelip seni görebileceğiz. Ziyaret için sana bizim Ted’i gönderebilirim. Zaten yerinde duramayan bir çocuk. Seni görmek ona iyi gelecektir. Seninle beraber olacağı için gözüm arkada kalmaz, bir taraftan üretim fazlası enerjisini harcar, bir taraftan da erdemli bir iş öğrenir.”
“Hiç merak etmeyin, eğer şansım yaver giderse oralarda çapayla küreği itaatkâr bir şekilde kullanmayı öğrenirim ama Montana madenleri kulağıma daha hoş geliyor.” dedi Ted, Dan’in Profesör için getirdiği maden cevheri numunelerini incelerken.
“Sen git, hayatına yeni bir şehirde başla ve bizler de akın hâlinde oralara gelmeye hazır olduğumuzda gelip yerleşiriz. Pek yakında orada bir gazete çıkarmak isteyeceksin, ben de bir tane yönetirsem hiç de fena olmaz. Buralarda çok sıkı çalışıyorum, hiç olmazsa kendime ait olur.” diye fikir sundu Demi. Basın çizgisinde kendisinin sivrildiğini düşününce soluğu kesilmişti.
“Oralarda yeni bir üniversiteyi kolayca inşa edebiliriz. Bu aslan parçası Batılılar bir şeyler öğrenmeye açlar ve en iyisini fark edip seçmekte oldukça hızlılar.” diye ekledi genç görünümlü Bay March, o geniş Batılı arazilerinde kendi gelişmekte olan kurumlarının mantar gibi bittiğini, her zaman isabetli tahminlerde bulunan kişiliği ile dikkatlice düşünerek.
“Sen yoluna devam et, Dan. Bu harika bir plan ve seni her zaman destekleriz. Hatta ben bile birkaç bozkıra ve kovboya yatırım yapmayı düşünebilirim.” dedi Bay Laurie, her zaman bu genç delikanlılara yardım etmeye hazırdı, sadece destekleyici sözlerle değil, aynı zamanda her zaman açık olan cüzdanıyla da.
“Biraz para, insanın hayatında istikrarı sağlıyor ve onunla yatırım yapmak onun dayanak noktası oluyor. En azından bir süreliğine. Neler yapabileceğimi görmek istiyorum ve bu işe kalkışmadan önce sizinle görüş alışverişinde bulunmak istedim. Yıllardır bu işin bana uygun olup olmadığı konusunda hep şüphelerim olmuştur ama en azından, yorulduğum zaman bağlarımı koparabilirim.” diye cevap verdi Dan, planlarını anlattığı bu arkadaşlarının yoğun ilgisi karşısında hem duygulanmış hem de memnun olmuştu.
“Ben oradan kesinlikle hoşlanmayacağını düşünüyorum. Bütün dünyayı aylak aylak gezdikten sonra bir tane çiftlik sana korkunç derecede küçük ve aptalca gelecek.” dedi Josie, gezginci hayatın romantizmini daha çok tercih ediyordu. Çünkü Dan’in, her eve döndüğünde anlatacak heyecan verici hikâyeleri ve güzel hediyeleri oluyordu.
“Oralarda sanat eserleri var mı?” diye sordu Bess. O sırada ışık yan taraftan vuruyordu ve ayakta durmuş konuşan Dan’in siyah beyaz çalışmasının ne kadar da hoş olabileceğini düşündü.
“Orada doğa ile iç içe olacaksın tatlım ve bu çok daha iyi bir şey. Model olarak kullanabileceğin muhteşem hayvanlar bulacaksın ve boyamak için asla Avrupa’da göremeyeceğin manzaralarla karşılaşacaksın. Hatta alelade bal kabakları bile oralarda daha büyük. Tiyatronun açılışını Dansville’de yaptığında onların birinin içinde Sinderella’yı bile oynayabilirsin, Josie.” dedi Bay Laurie, yaptıkları yeni planlarda hiçbir şeyin heveslerini kırmaması için tedirgin bir şekilde konuşarak.
Tiyatro tutkunu olan Josie’nin dikkatini çekmişti bu sözleri ve henüz inşa edilmemiş sahnede en trajik rollerinin kendisine verileceği sözüyle bu projeyle oldukça yakından ilgilenmeye başladı ve yeni deneyimlerine bir an önce başlaması için Dan’e âdeta yalvarmaya başladı. Bir taraftan da Bess doğayla yapacağı çalışmaların kendisine iyi geleceğini, vahşi doğa manzaralarının ona farklı hazlar vereceğini ve karşısına çıkan şeylerin incelikli ve güzel olduğu sürece onun için çok daha mükemmel olabileceğini itiraf etti.
“Yeni kuracağımız kasabanın hekimlik uygulaması adına konuşacağım.” dedi Nan, her zaman yeni girişimler için sabırsızdı. “Siz orada başlayana kadar ben de kendimi hazırlayacağım. O bölgelerde kasabalar çok çabuk gelişir.”
“Dan kendi yerleşim yerine kırk yaşın altında hiçbir kadının girmesine izin vermeyecektir. Onlardan hoşlanmıyor, özellikle genç ve güzel olanlardan.” diye ekledi Tom, kıskançlık krizine girmişti. Çünkü Dan’in gözlerinde, Nan’e karşı olan hayranlığını okuyabiliyordu.
“O beni hiç ırgalamaz çünkü kurallar karşısında doktorlar her zaman istisna sayılırlar. Dansville’de pek fazla hastalığın olacağını sanmıyorum, herkes aktif ve sağlıklı hayatlar sürecektir, zaten enerji dolu genç insanlar öyle bir yere gidecektir. Ne var ki sık sık kazalar olacaktır. Bunun nedeni de vahşi büyükbaş hayvanlar, atları hızlı sürmeler, göğüs göğüse kavga eden Kızılderililer ve Batılı hayatın pervasızlığıdır. Oraya kolaylıkla uyum sağlayacağıma inanıyorum. Kırık kemiklerin özlemini duyuyorum, cerrahlığı çok ilginç buluyorum ve maalesef buralarda aradığımı hiç bulamıyorum.” diye cevap verdi Nan, tabelasını asıp işe başlamak için âdeta yanıp tutuşuyordu.
“Ben seni kabul ediyorum, Doktor ve seninle yapabileceklerimizle memnunluk duyacağım. Batı’da çok şey başarabiliriz. Hadi, sen gece gündüz demeden çalışmaya devam et ve başını sokacak bir yer sağlar sağlamaz seni çağıracağım. Sırf sana özel bir yarar sağlayacaksa birkaç beyaz adamın kafa derisini yüzerim ya da bir düzine kadar kovboyu iyice benzetirim.” diyerek kahkahalarla güldü Dan, enerjisi ve hoş fiziğiyle Nan’i diğer kızlardan ayırt eden bu özelliği karşısında Dan gayet memnundu.
“Çok teşekkürler, kesin geleceğim. Koluna dokunmamda bir sakınca var mı? Pazıların muhteşem! Hey erkekler bana bakın, işte buna kas derim.” Ve Nan dinleyicilerine dönüp Dan’in güçlü kolunu gösterdi ve ders verir gibi örneklerle açıklamalarda bulundu.
Tom cumbada inzivaya çekilerek yıldızlara öfkeyle baktı, sonra da sağ koluyla hayalî birini devirmek istercesine tüm gücüyle havaya doğru yumruk attı.
“Tom’u kilisenin hademesi yap, Nan’in öldürdüğü hastaları gömmekten büyük zevk alacaktır. Onda o asık suratı olduğu sürece bence bu işi becerebilir. Planlarında onu sakın unutma, Dan.” dedi Ted, köşedeki umutsuzluğa düşen kişiyi işaret ederek.
Ama Tom uzun süre somurtacak biri değildi ve geçici bir karamsarlığa büründükten sonra neşeyle bir öneride bulundu.
“Bana bakın, bence bütün şehri Dansville’e taşınmasını sağlamalıyız; buna sarıhummalı, çiçek hastalığı ile koleralı vakalar da dâhil, böylece Nan çok mutlu olur ve göçmenler ile hükümlüler üzerinde yaptığı hatalar da pek önemli sayılmaz.”
“Ben Jacksonville’e yerleşmeyi öneririm ya da oraya benzer bir yere, böylece kültürlü insanlar topluluğuna karışmış olursunuz. Orada Eflatun Kulübü var mesela ve ayrıca çok ateşli felsefe taraftarlarını da görebilirsiniz. Doğu’dan gelen her şey buralarda hoş karşılanır ve bu kadar merhametli topraklarda yapılan yeni girişimler oldukça başarılı olur.” diyerek gözlemlerini sundu Bay March, capcanlı manzaranın tadını çıkaran büyüklerin arasına oturarak kibarca bir öneride bulundu.
Dan’in Eflatun’u inceleme fikri aslında çok komikti ama bu düşünceye yaramaz Ted’den başka hiç kimse gülmedi, o sırada Dan ise, o çok çalışan etkin beynindeki bir başka planı gözler önüne sermek için acele etti.
“Çiftçilikle uğraşmanın ne kadar başarılı olacağından pek emin değilim ama benim eski arkadaşlarım olan Montana Kızılderilileriyle iş birliği yapma taraftarıyım. Oldukça huzurlu bir kabile. Yardıma çok ihtiyaçları var. Yüzlercesi açlıktan öldü. Çünkü paylarına düşeni bir türlü alamadılar. Oysa Siyular16 kavgacıdır, otuz bin güçlü adamdan söz ediyoruz ve bu nedenle hükûmet onlardan korktuğu için istedikleri her şeye peki diyor. Ben de buna lanet olası, utanç verici diyorum!” Ağzından kaçırdığı küfür karşısında Dan, bir an için duraksadı fakat gözlerinde nefretle sözlerine hızlıca devam etti. “Aynen bu anlattığım gibi her şey ve özür de dilemeyeceğim! Ben oradayken param olsaydı her bir sentimi o zavallı çocuklara dağıtırdım, malları hileyle gasp edildi ve her şeye rağmen hepsi sabırla bekliyorlar, kendi sahip oldukları topraklarından hiçbir şeyin yetişemeyeceği verimsiz topraklara sürüldüler. Şimdi dürüst ve etkin kişiler o kadar çok şey yapabilir ki ve içimden bir ses, oraya gidip yardım eli uzatmam gerektiğini söylüyor. Ben onların dilinden anlıyorum ve onları çok beğeniyorum. Birkaç bin dolarım var ve kendime harcamaya ve bu paraların keyfini çıkarmaya pek hakkım olduğunu düşünmüyorum. Ne diyorsunuz bu duruma?” Dan arkadaşlarına dönüp baktığında oldukça mert ve samimi görünüyordu, sarf ettiği enerji dolu sözleri karşısında yüzü kızarmıştı ve çok heyecanlıydı. Haksızlığa uğramış kişilere duyulan merhamet duygusuyla hepsinin kalpleri o an birbirine kenetlendi ve acıma duygusunun yarattığı ufak gerilimi hissettiler.
“Yapmalısın, yapmalısın!” diye heyecana kapılan Bayan Jo haykırdı, ne de olsa iyi şansa sahip olanlara göre felaketler yaşayanlar ona daha ilgi çekici geliyordu.
“Yapmalısın, yapmalısın!” diye tekrarladı Ted, sanki bir piyesteymiş gibi alkışlayarak. “Ve yardım etmek için beni de götür. O iyi adamların arasına katılıp avcılıkla uğraşmak için can atıyorum.”
“Daha fazlasını dinleyip akıllıca bir plan olup olmadığına karar verelim.” dedi Bay Laurie, Montana Kızılderililere şimdiye dek alınmamış geniş düzlükleri alıp, onlara teslim etmeyi ve haksızlıklarla boğuşan bu insanlara gönderilen misyonerler cemiyetlerine daha fazla bağış yapmayı gizlice aklına koyarak.
Dan kuzeybatıda yaşayan Dakotalılar ile diğer kabilelerin tarihini ve kendi gördüklerini anlatmak için hemen konuya daldı, âdeta kendi kardeşlerinden söz edercesine onlara yapılan haksızlıkları, onların sabrı ve cesaretlerini anlattı.
“Bana ‘Dan Ateş Bulutu’ derlerdi çünkü benim silahım gördüklerinin en iyisiydi. Ve Kara Şahin, bir insanın isteyebileceği en iyi arkadaştı. Birçok kez hayatımı kurtardı ve bir gün eğer geri dönersem aralarına, bana yararlı olabilecek birçok şey öğretti. Artık onların şansları yaver gitmiyor, ben de borcumu ödemek istiyorum.”
Artık bu saatten sonra herkes ilgiyle dinlemeye başlamıştı ve Dansville de çekiciliğini yitirmişti. Ama tedbiri elden bırakmayan Bay Bhaer birçok kişinin arasından sadece bir dürüst adamın pek fazla bir şey yapamayacağını ve harcanan çabanın ne kadar asil bir davranış olsa da durumu çok dikkatli bir biçimde değerlendirmenin daha akıllıca olacağını önerdi. Doğru birimlerden araya adam sokmanın ve yetkili makamlarla iş birliği yapmanın gerektiğini anlattı. Ama yine de bu arada karar vermeden önce arazileri de araştırmanın iyi olacağını ekledi.
“Evet, öyle yapacağım. Bir ara Kansas’a gitmeyi planlıyorum, bakalım oralar neler vadedecek. San Francisco’dayken bir adamla tanıştım. Daha önceleri oraları görmüş ve övgü dolu sözlerle oralardan söz etti. Sorun şu ki her yerde yapılacak o kadar çok iş var ki nereden başlayacağımı bilemiyorum. Neredeyse keşke hiç param olmasaydı diyorum.” diyerek cevap verdi Dan, böylesine kafa bulandıran meseleler karşısında iyi kalpli insanların hissiyatlarını açığa vurmak istercesine kaşlarını çatarak. Hayırseverlik gibi bir işin, bu dünyada omuzlarına yüklenmesiyle yardım etmek için can atıyordu.
“Sen kararını verene kadar ben paranı saklarım. O kadar aceleci bir çocuksun ki karşına dikilen ilk dilenciye bütün mal varlığını verirsin. Sen incelemelerinde bulunurken ben de biraz araştırma yaparım ve yatırımını yapmaya hazır olduğunda sana geri veririm, olur mu?” diye sordu Bay Laurie. Savurganlıkla geçen gençlik günlerinden beri daha akıllıca davranmayı öğrenmişti.
“Teşekkür ederim, efendim. Üzerimden bir yükün kalkmasına çok sevindim. Ben söyleyene kadar kontrol sizde olsun ve bu zaman zarfında bana herhangi bir şey olursa eskiden nasıl yardım ettiyseniz, bir başka haylaza da yardım edin o parayla. Bu benim vasiyetim ve hepiniz şahitsiniz. Artık kendimi daha iyi hissediyorum.” Ufak servetini taşıdığı keseyi teslim ettikten sonra bir yükten memnuniyetle kurtulurcasına omuzlarını kaldırdı Dan.
Dan parasını almak için geri gelmeden birçok olayın başına geleceğini kimse hayal bile edemezdi hatta neredeyse gerçekten bunun son vasiyeti ve beyanı olacağını da tahmin edemezdi. O sırada Bay Laurie, paraları nereye yatıracağını açıklarken şarkı söyleyen neşeli bir ses duyuldu.
Ah, Peggy neşeli bir kızdı,Heyamola, çocuklar, heyamola!Jack’ten bir bardak içkiyi asla esirgemezdi,Heyamola, çocuklar, heyamola!Ve Jack kükreyen denizlere açıldığında,Peggy de sadık bir şekilde köyün delikanlısına koşardı,Heyamola, çocuklar, heyamola!Emil gelişini hep bu şekilde duyururdu ve bir dakika sonra Nat ile aceleyle içeri girdiler. Nat bütün gün kasabada ders veriyordu ve yüzü sevinçle parlayarak bir taraftan arkadaşına bakıyor, bir taraftan da kolunu koparırcasına tokalaşıyordu. Dan, Nat’e ne kadar çok şey borçlu olduğunu minnettarlıkla hatırlayarak borcunu ödemek için biraz sert bir yol seçmişti. İki gezginin bilgi paylaşımında bulunmaları herkesi büyülemiş ve başlarından geçenleri bir çırpıda anlatmaları, oradaki acemilerle ev hanımlarını hayran bırakmıştı.
Bu yeni katılımcılardan sonra ev, neşeli gençler için biraz küçük geldiğinden hepsi verandaya geçip basamaklara yerleştiler, hepsi gece kuşu sürüsünü andırıyordu. Ondan sonra Bay March ile Profesör çalışma odasına çekildi, Meg ve Amy konukların açlığı ve susuzluğunu gidermek amacıyla meyve ve pasta ile ilgilenmek üzere mutfağa geçtiler, Bayan Jo ile Bay Laurie uzun pencerenin yanında oturarak dışarıda süregelen sohbetlere kulak misafiri oldular.
“İşte hepsi buradalar, sürümüzün çiçekleri!” dedi Bayan Jo, önlerindeki gruba işaret ederek. “Diğerleri ya vefat ettiler ya da dört bir yana dağıldılar ama bu yedi oğlan ile dört kız, benim istisnai huzurum ve gururum sayılır. Kate Heath’i de sayarsak hepsi toplamda bir düzine eder, bu genç hayatlara yol göstericilik yapmakla işim başımdan aşıyor.”
“Bazılarının geldikleri yerleri düşünecek olursak ne kadar da farklı olduklarını hatırlıyorum. Ev hayatının da onları çok etkilediğini düşünecek olursak bence şimdiye kadar oldukça tatmin edici işler becerdik.” diye son derece samimi bir cevap verdi. Yeni yeni yükselmekte olan ay hepsinin kafasında eşit şekilde parlamasına rağmen Bay Laurie, onca siyah ve kahverengi kafa arasında gözleri bir tane ışıl ışıl olan kafaya takıldı.
“Kızlar için pek kaygılanmıyorum, ne de olsa Meg onlarla ilgileniyor ve onlara karşı son derece akıllı, sabırlı ve merhametli davranıyor; ki iyi olmamaları için bir neden yok. Ama oğlanlar söz konusu olunca her geçen yıl daha çok ilgi bekliyorlar ve buralardan her ayrıldıklarında, sanki bağlarımız da biraz daha kopuyor gibi geliyor bana.” dedi Bayan Jo, iç çekerek. “Elbette ki büyüyecekler ve onların buralarda kalmaları pamuk ipliğine bağlı, gerçi onun da kopması an meselesi, tıpkı Jack ve Ned’de olduğu gibi. Dolly ve George hâlâ yuvalarına dönmeyi seviyorlar, en azından onlara sözümü de geçirebiliyorum ve bizim sevgili Franz da o kadar merhametli ki asla bizleri unutmaz. Ama dünyada şanslarını deneyecek üç tanesi için canım çok sıkkın ve onlar için endişelenmekten kendimi alamıyorum. Emil’in iyi kalbinin ona doğru yolu göstereceğinden eminim, en azından umarım ve…
Sevimli, masum yüzlü bir çocuk gökyüzünde oturuyor,Zavallı Jack’in hayatına göz kulak olmak için.Nat ilk defa buralardan uçup gidecek ve senin çok etkin altında olmasına rağmen aslında o güçsüz biri, diğer taraftan Dan de hâlâ yabani davranıyor. Korkarım ki dünyanın kaç bucak olduğunu zor yollardan öğrenecek.”
“O gayet iyi bir çocuk Jo. Ama bu çiftçilik projesiyle ilgili biraz pişmanlık duyuyorum. Biraz terbiyeyle centilmene dönüşebilir ve Tanrı biliyor ya, aramızda kalsaydı kim bilir ne hâle gelirdi.” diye cevap verdi Bay Laurie, tıpkı yıllar önce birlikte muzip sırlar paylaştıklarında yaptığı gibi Bayan Bhaer’in sandalyesinin üzerine yaslanarak.
“Pek güvenli olduğunu düşünmüyorum, Teddy. Çalışmak ve onun çok sevdiği özgür hayat, iyi bir insan olmasına yardımcı olacaktır ve terbiye edilmesini ancak bu şekilde sağlayabiliriz, bir şehirde karşılaşacağı kolay bir hayatın tehlikeleriyle beraber. Onun doğasını değiştirmemiz mümkün değil. Ama kendisini geliştirmesi için ona doğru yolu göstermeliyiz. Hâlâ aklına eseni yapıyor ve bunu kontrol altına almalıyız yoksa her şey ters tepebilir. Ben bunu görebiliyorum ama bize olan sevgisi onu koruyor ve biz de o büyüyene kadar ya da yardımcı olacak daha kuvvetli bir bağa sahip olana kadar onu dizginlemeliyiz.”
Bayan Jo, sarf ettiği sözlerinde oldukça samimiydi çünkü Dan’i herkesten daha iyi tanıdığından elindeki tayın henüz tam olarak büyümediğinin de farkındaydı. Ama yine de bir taraftan ümidini korurken bir taraftan da korkuyordu çünkü böyle bir çocuk için hayatın çok zorlu geçeceğini gayet iyi biliyordu. Bayan Jo, Dan’in tekrar kaçıp gitmeden önce sessiz bir anında kendi iç dünyasına anlık bir bakış atmasına izin vereceğine emindi ve işte yakaladığı o anda ihtiyacı olan nasihatleri veya cesaretlendirmeleri söylemekle sözünü noktalayacaktı. Böylelikle uygun zamanı beklemeye başladı, aynı anda bir taraftan da onu gözetliyordu. Umut verici bir tabloyla karşılaştığına memnundu fakat dünyanın Dan’de yarattığı hasarı algılamakta da gecikmedi. Ortalığı karıştıran “deli fişek” oğlunun başarılı birisi olması konusunda çok istekliydi çünkü diğer insanlar, onun başarısız olacağını öngörüyorlardı. Ama insanlara çamur gibi şekil verilemeyeceğini bildiği için ihmal edilmiş bu çocuğun iyi bir adama dönüşeceği ümidiyle kendisini ikna ediyordu ve daha fazlasını istemiyordu. Bu bile fazla beklenti içine girmekti, Dan tutarsız dürtülerle dopdoluydu, güçlü tutkuları vardı ve engel tanımaz doğası âdeta genlerine işlemişti. Hayatı boyunca sadece tek bir şeye düşkündü ve bunun dışında engel tanımazdı. O da Plumfield’ın hatırasıydı. O çok sadık arkadaşlarını hayal kırıklığına uğratma korkusu, prensiplerinden daha güçlü olan gururu aslında arkadaşlarının saygınlığına her daim sahip olma isteğiydi. Tüm hatalarına rağmen onlar da Dan’e hayranlık duyuyor ve seviyorlardı.
“Canını sıkma arkadaşım, Emil vurdumduymaz bir çocuk ve her zaman dört ayak üstüne düşer. Ben Nat ile alakadar olurum, zaten Dan de doğru yolu buldu sayılır. Gidip Kansas’a bir göz atsın ve eğer çiftçi olma planları cazibesini yitirirse her zaman son çare olarak Lo’ya başvurabilir, eminim oralarda büyük işler başarabilir. İlginç olanı da o tuhaf görev için biçilmiş kaftan sayılır ve ümit ederim ki o işi kabul eder. Zalim kimselerle kavga ederek ve ezilenlerle arkadaşlık kurarak içindeki o tehlikeli enerjisini meşgul etmesini sağlayacaktır. Koyun ağılları ve buğday tarlalarıyla uğraşmaktansa bu hayat tarzı ona daha uygun gelecektir.”
“Dediklerinin doğru olmasını ümit ediyorum. O da ne?” Ve Bayan Jo, daha iyi duyabilmek için öne doğru eğildi. Ted ve Josie’nin bağrışmaları kulağına kadar geliyordu.
“Yabani at mı? Gerçek ve canlı canlı mı? Ve onun üzerine binebileceğiz! Dan sen birinci sınıf bir adamsın!” diye haykırdı oğlan.
“Gerçek bir Kızılderili kıyafeti, hem de sadece benim için! Eğer oğlanlar ‘Metamora’ rolünü oynarlarsa ben de ‘Namioka’ rolünü üstlenebilirim.” diye ekledi Josie ellerini çırparak.
“Bess için bir bufalo kafası mı? Tanrı aşkına Dan, neden ona öyle dehşet verici bir şey getirdin?” diye sordu Nan.
“Dayanıklı ve doğal bir şeyi model olarak kullanmanın ona iyi geleceğini düşündüm. Eğer şu faso fiso tanrıları ve evcil kedicikleri yapmaya devam ederse asla başarılı olamaz.” diyerek saygısızca karşılığını verdi Dan, en son geldiğinde Bess’in model olarak kullandığı Apollo’nun büstüyle İran kedisi arasında telaşlı bir şekilde mekik dokuduğunu hatırlayarak.