
Полная версия:
Sherlock Holmes Baskerville’lerin Tazısı Bütün Maceraları 6
Olaylar şu şekilde gelişmiştir: Sör Charles Baskerville, her gece yatmadan önce, Baskerville Malikânesi’nin ünlü porsuk ağaçlı patikasında dolaşmayı âdet edinmişti. Kendisinin bu alışkanlığını Barrymore’lar da doğrulamıştır. Haziranın dördünde Sör Charles, Barrymore’a ertesi gün Londra’ya gitme niyetinde olduğunu ve bavulunu hazırlamasını söylemiş. Her zamanki gibi o akşam da yürüyüşüne çıkmış. Bu gezintisi sırasında bir tane puro içme alışkanlığı varmış; ancak bu son gezisi olmuş, bir daha geri dönmemiş. Saat on iki gibi Barrymore, malikânenin kapısının hâlâ açık olduğunu görünce paniğe kapılmış ve efendisini aramaya çıkmış. Bütün gün yağmur yağdığı için Sör Charles’ın ayak izlerini o sokakta kolayca bulabilmiş. Bu patikanın sonunda bozkırlara açılan bir kapı varmış. Sör Charles’ın bir süre oralarda oyalandığına dair birtakım ipuçlarına rastlanmış. Barrymore patikada ilerlemeye devam etmiş; ancak yolun sonuna geldiğinde talihsiz efendisinin cesediyle karşılaşmış. Barrymore’un yapmış olduğu açıklamada bir husus henüz açıklığa kavuşmamıştır. Efendisinin bozkıra açılan kapıdan geçmesinden sonra ayak izleri, buradan itibaren sanki ayak uçları üzerinde yürüyormuş gibi bir hâl alıyormuş. O sırada bozkırda olan Murphy adında Çingene bir at tüccarı, birtakım sesler duyduğunu ancak çok fazla içkili olduğundan seslerin hangi yönden geldiğini idrak edemediğini itiraf etmiş.
Sör Charles’ın cesedinde darp izlerine rastlanmamıştır. Doktor yapmış olduğu incelemede, yüzünde bir çarpıklığın meydana geldiğini, hatta o derece ki önünde yatanın onun hastası ve arkadaşı olduğunu ilk başlarda anlayamadığını belirtmiş. Bunların nefes darlığı ve ender de olsa kalp yetmezliğinden ileri gelebileceğini de eklemiş. Bu açıklama otopsi incelemelerinden sonra doğrulanmış ve uzun süredir bedensel bir rahatsızlık yaşadığı ortaya çıkmış. Adli tıp kurulu, tıbbi delillerle uyumlu bir mahkeme kararı çıkarmıştır. Böyle olması herkesin içini rahatlatmıştır. Artık geriye bir tek Sör Charles’ın vârisinin malikâneye yerleşmesi ve üzüntü verici bir şekilde aniden kesintiye uğrayan hayırseverlik işlerine devam etmesi kalıyor. Jürinin varmış olduğu karar, olayla ilgili etrafa yayılan olağanüstü hikâyelere son vermiştir. Eğer böyle olmasaydı, Baskerville Malikânesi’ne bir kiracı bulmak herhâlde çok zor olacaktı. Eğer hâlâ hayattaysa vârisin, en yakın akrabası Sör Charles Baskerville’in küçük kardeşinin oğlu, Bay Henry Baskerville olduğu öğrenilmiştir. Genç adamın Amerika’da olduğuna dair haberler vardır. Vârisi olduğu serveti bildirmek amacıyla bazı girişimler başlatılmıştır.”
Dr. Mortimer kâğıdı tekrar katlayarak cebine yerleştirdi. “Bunlar Sir Charles Baskerville’in ölümüyle ilgili sadece açıklanan gerçeklerdir Bay Holmes.”
“Oldukça ilginç özellikleri olan bu davaya dikkatimi çektiğiniz için size teşekkür ediyorum.” dedi Sherlock Holmes, “O sıralarda bazı gazete yorumlarını okumuştum; ama şu küçük Vatikan akiki ile ilgili davayla fazlasıyla meşguldüm ve Papa’yı memnun etme çabamdan dolayı bazı İngiliz davalarından uzak durmak zorunda kaldım. Demek ki herkes tarafından bilinen gerçekler bu gazete haberinde yazılı.”
“Evet.”
“O zaman bana bilinmeyenleri anlatın.” Geriye doğru yaslandı, parmak uçlarını birleştirip, en umursamaz ve duygusuz yüz ifadesini takındı.
“Bunu yaparken…” dedi Dr. Mortimer gözle görülür bir şekilde heyecanlanmaya başlayarak, “Kimseye bahsedemediğim konuları size anlatacağım. Jüriye açıklamamamdaki asıl amacım, bir batıl inancı desteklemeye hazır olan halkımız karşısında, bir bilim adamı olarak kendimi zor duruma sokmak istemeyişimden kaynaklanıyor. Ayrıca gazetenin de yazdığı gibi, bir gerekçem daha var; bu da adı çıkmış Baskerville Malikânesi’nin kötü ününü arttıracak herhangi bir şey söylediğimde, orayı kimsenin kiralamayacak olmasıdır. Bu iki sebepten, bildiğimden daha azını açıklamakta haklı olduğumu düşünüyorum. Zaten somut sonuçlar da elde edilemezdi. Fakat size her şeyi açıklamamam için hiçbir sebep yok.
Bizim oralarda çok az insan vardır ve birbirlerine yakın oturanlar genelde sık sık görüşürler. Bu nedenle Sör Charles Baskerville ile samimi oldum. Lafter Malikânesi’nden Bay Frankland ve Doğa Bilimcisi Bay Stapleton dışında o çevrede doğru dürüst eğitimli başka adam bulamazsınız. Sör Charles emekli bir adamdı ve onun hastalığı nedeniyle sık sık bir araya geliyorduk. Derken bilim alanında ortak ilgilerimizin olduğunu fark ettik. Güney Afrika’dan hatırı sayılır miktarda bilimsel bilgi ile dönmüştü; Bushman ile Hottentot’ların6 göreli anatomisini tartışarak pek çok büyüleyici akşam geçirmişizdir.
Son birkaç aydır Sör Charles’ın sinir sisteminin kırılma noktasına geldiğini açıkça görebiliyordum. Size okuduğum bu efsaneyi kafaya iyice takmıştı; öyle ki kendi arazilerinde dolaşmaya çıkmasına rağmen hiçbir kuvvet onun geceleri bozkırlara doğru gitmesini sağlayamazdı. Size her ne kadar akılalmaz gibi gelse de Bay Holmes, ailesini korkunç bir lanetin tehdit ettiğine inancı tamdı. Zaten atalarıyla ilgili anlattıkları da pek iç açıcı sayılmazdı. Dehşet saçan bir varlığın mevcut olduğu fikri kesinlikle onun yakasını bırakmıyordu ve birçok defa görevim gereği akşamları dışarıya çıktığımda tuhaf bir yaratık görüp görmediğimi ya da bir tazının ulumasını duyup duymadığımı sorardı. Özellikle ikinci soruyu çok sık sorardı ve bunu yaparken sesi heyecandan titrerdi.
O korkunç ölümünden yaklaşık üç hafta önce evine gittiğimi çok iyi hatırlıyorum. Tesadüfen malikânenin kapısında duruyordu. Arabadan inip ona yaklaştım; gözlerinin omzumun üzerinden bir yere sabitlendiğini fark ettim. Çok korkmuş bir yüz ifadesi vardı. Hemen dönüp baktığımda çok büyük, siyah, danaya benzer bir şeyi, yolun başından geçerken sadece bir anlığına görebilmiştim. O kadar heyecanlanmış ve dehşete kapılmıştı ki hayvanı gördüğümüz noktaya gidip onu aramak zorunda kalmıştım. Ancak hayvan ortalıkta görünmüyordu. Onun, bu olaydan çok derinden etkilendiğini görebiliyordum. Bütün geceyi onunla geçirdim. O akşam bana neden dehşete kapıldığını anlattı. Size biraz önce okuduğum hikâyeyi bana vererek saklamamı istedi. Bu olayı size anlatıyorum çünkü daha sonra başına gelen trajedide önem kazandığına inanıyorum. Tabii o sıralarda, her şeyi fazlasıyla abarttığına ve heyecanlanması için hiçbir haklı nedeninin olmadığına inanıyordum.
Tavsiyem üzerine Sör Charles Londra’ya gitmeye karar verdi. Kalbinin bu durumdan etkilendiğini biliyordum. Nedeni asılsız da olsa sürekli endişe içindeydi ve tabii bunun da onun sağlığını çok derinden etkileyeceği kesindi. Birkaç aylığına da olsa bizim buralardan uzaklaşarak dikkatini dağıtmasının onu bambaşka bir insan yapacağını düşünmüştüm. Onun sağlık durumundan çok endişelenen ortak arkadaşımız Bay Stapleton da aynı görüşü paylaşıyordu. Fakat maalesef son anda bu felaketin haberini aldık.
Sör Charles’ın öldüğü gece, onu bulan Kâhya Barrymore, beni getirmesi için Seyis Perkins’i göndermişti. Geç saatlere kadar oturduğum için Baskerville Malikânesi’ne bir saat içinde ulaşabilmiştim. Soruşturmada öne sürülen bütün gerçekleri kontrol ettim ve onayladım. Patikadaki ayak izlerini takip ettim ve bozkırın girişinde biraz durduğunu fark ettim. Yumuşak zeminin üzerinde Barrymore’unkilerden farklı ayak izlerinin olmadığını gördüm. Sonra ben gelene kadar kimsenin dokunmadığı cesedi incelemeye başladım. Sör Charles yüzüstü yatıyordu, kolları iki yana açılmış, parmakları da toprağa gömülmüştü. Yüzü o kadar çarpılmıştı ki neredeyse tanınmayacak hâldeydi. Kesinlikle fiziksel bir darp almamıştı. Ancak Barrymore, soruşturmada yanlış bir bilgi vermişti. Cesedin etrafında hiç iz olmadığını söylemişti. O görmemişti belki ama ben gördüm. Biraz uzaktaydı, yeni oluşmuştu ve gayet netti.”
“Ayak izleri miydi?”
“Ayak izleriydi.”
“Bir erkeğin mi yoksa kadının mı?”
Dr. Mortimer bir an için her ikimize de tuhaf tuhaf baktı ve cevap verirken sesi neredeyse bir fısıltıya dönüştü:
“Bay Holmes, onlar dev bir tazının ayak izleriydi!”
3. BÖLÜM
Problem
Bu sözleri duyduğumda irkildiğimi itiraf etmeliyim. Doktorun da derinden etkilendiği, ses tonundan anlaşılıyordu. Holmes heyecan içinde öne doğru eğildi; bir şeyle çok ilgilendiğinde gözlerinde oluşan o pırıltıyı çok iyi görebiliyordum.
“Bunları gözlerinizle gördünüz mü?”
“Sizi nasıl görüyorsam öyle.”
“Kimseye bir şey söylemediniz mi?”
“Ne işe yarayacaktı ki?”
“Nasıl oldu da başkası görmedi?”
“İzler yirmi yarda kadar cesedin uzağındaydı ve hiç kimse onlarla ilgilenmedi. Bu efsaneyi bilmeseydim herhâlde benim de pek ilgimi çekmezdi.”
“Arazide çok fazla çoban köpeği bulunur mu?”
“Şüphesiz. Ama bu bir çoban köpeği değildi.”
“Büyük olduğunu söylemiştiniz.”
“Dev gibiydi.”
“Ama cesede yaklaşmamıştı, değil mi?”
“Evet.”
“Nasıl bir geceydi?”
“Nemli ve soğuk.”
“Yağmur yağıyor muydu?”
“Hayır.”
“Patika nasıl bir yer?”
“İki yanında sıra sıra porsuk ağaçları var; on iki fit yükseklikte. Ağaçlar çok sık olduğu için aralarından geçmek imkânsızdır. Ortadaki yol sekiz fit genişliğindedir.”
“Ağaçlardan ve yoldan başka bir şey var mı?”
“Evet, her iki tarafta yaklaşık altı fit genişliğinde çim alan var.”
“Anladığım kadarıyla patikaya sadece bir kapıdan giriliyor.”
“Evet, bozkıra açılan kanatlı bir kapıdan.”
“Başka açıklık var mı?”
“Hayır.”
“Demek ki bu yola girmek için ya evden gelinecek ya da kapıdan geçilecek, doğru mu?”
“Yolun uzak ucundaki bir yazlık evden de geçiş var.”
“Sör Charles buraya kadar gelebilmiş mi?”
“Hayır, evin yaklaşık elli yarda gerisinde yatıyordu.”
“Şimdi söyleyin bana Dr. Mortimer ve burası çok önemli; gördüğünüz izler çimlerin mi yoksa yolun mu üzerindeydi?”
“Çimlerin üzerinde iz yoktu, zaten çimde görülemezdi.”
“Yolun kapıyla aynı tarafında mı kalıyor çimenler?”
“Evet, kapı gibi, onlar da yolun kenarında.”
“Bu çok ilginç. Dikkat edilmesi gereken bir nokta daha, kapı kapalı mıydı?”
“Kapalıydı ve asma kilitle sürgülüydü.”
“Yüksekliği ne kadar?”
“Yaklaşık dört fit.”
“Bu durumda isteyen herkes bunun üzerinden atlayabilir.”
“Evet.”
“Kapının yanında nasıl izler gördünüz?”
“Belli bir şey yoktu.”
“Aman Tanrı’m! Orayı kimse incelemedi mi?”
“Evet, bizzat ben inceledim.”
“Hiçbir şey bulamadınız mı?”
“Her şey çok karmaşıktı. Belli ki Sör Charles orada beş, bilemediniz on dakika kadar durmuş.”
“Bunu nereden çıkardınız.”
“Çünkü iki parça puro külü vardı yerde.”
“Mükemmel! İşte bu da bizim izimizden gelen iyi bir meslektaş Watson. Ya izler?”
“Yerde sadece kendi ayak izleri vardı. Farklı izler göremedim.”
Sherlock Holmes artık iyice sabırsızlanmıştı. Eliyle dizine vurdu.
“Ah! Keşke orada olabilseydim!” diye bağırdı, “Belli ki çok olağanüstü bir davaya benziyor ve bir uzman için birçok fırsat ortaya koyuyor. O kumlu yolun üzerinde okuyabileceğim birçok iz vardı. Yağmur hepsini silmiştir ve yol, meraklı köylülerin takunyalarının izleriyle dolmuştur. Ah Dr. Mortimer, Dr. Mortimer, beni daha önce çağırmayışınıza o kadar hayıflanıyorum ki! Bu yüzden birçok soruma cevap vermek zorunda kalacaksınız.”
“Meseleyi bütün dünyaya duyurmadan sizi çağıramazdım Bay Holmes ve böyle davranmamın nedenlerini size zaten söylemiş bulunuyorum. Ayrıca, ayrıca…”
“Neden susuyorsunuz?”
“En deneyimli dedektiflerin bile çaresiz kaldığı durumlar vardır.”
“Olağanüstü güçlerden mi söz ediyorsunuz?”
“Tam olarak öyle bir şey demedim.”
“Ama belli ki böyle düşünüyorsunuz.”
“Bu trajedi yaşandığından beri Bay Holmes, doğanın kurulu düzeniyle bağdaştırılamayacak bazı şeyler kulağıma çalındı.”
“Ne gibi?”
“Bu korkunç olaylar olmadan önce birkaç kişi, bu Baskerville şeytanına benzer bir yaratığı bozkırlarda görmüş. Gördüğümüz, bildiğimiz hiçbir hayvana benzemiyormuş. Büyük bir yaratık olduğu ve parlak, ürkütücü, hayalet gibi bir şeye benzediği konusunda hepsi hemfikir. Bu adamların hepsini sorguya çektim. Bir tanesi dikbaşlı bir köylü, biri nalbant, diğeri ise bozkırda çiftçilikle uğraşıyor. Hepsi bu korkunç hayaletle ilgili aynı şeyleri söylüyor ve tanımlamaları, efsanede geçen o zebaniye çok benziyor. Sizi temin ederim ki korku, o bölgede herkese musallat olmuş durumda ve gecenin karanlığında bozkırlardan geçecek adam bayağı cesur olmalı.”
“Peki, siz eğitim görmüş bir bilim adamı olarak bu olayın doğaüstü güçlerle bir ilgisi olduğuna inanıyor musunuz?”
“Neye inanacağımı bilemiyorum…”
Holmes omuzlarını silkti. “Şimdiye dek bütün araştırmalarım dünyevi olaylarla uğraşmaktan ibaretti. Pek çok kez kötülükle savaştım ama şeytanın kendisiyle dövüşmek, belki de boyumu aşan bir vazifedir. Bununla birlikte ayak izlerinin somut olduğunu kabul etmelisiniz.”
“Söz konusu tazı, bir adamın boğazını deşecek kadar somut zaten. Fakat aynı zamanda şeytan da…”
“Görüyorum da doğaüstü güçlere bayağı inanıyorsunuz. Her neyse Dr. Mortimer, şimdi bana şunu açıklayın: Eğer bu görüşe sahipseniz neden bana danışmaya geldiniz? Sör Charles’ın ölümü üzerine yapılan soruşturmada hiçbir faydası olmayacağını iddia ettiğiniz bilgilerin aynısını bana veriyorsunuz ve yine de araştırmayı tekrarlamamı istiyorsunuz.”
“Tekrarlamanızı istediğimi söylemedim.”
“O hâlde size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Waterloo İstasyonu’na gelecek olan Sör Henry Baskerville ile ne yapmalıyım?” Dr. Mortimer saatine baktı. “Bir saat on beş dakika sonra burada olacak.”
“Vâris o muydu?”
“Evet. Sör Charles’ın ölümü üzerine bu genç beyefendi hakkında araştırma yaptık ve Kanada’da çiftçilik yaptığını öğrendik. Anladığımız kadarıyla her bakımdan çok iyi bir insanmış. Şu an bir tıp adamı olarak konuşuyorum ama aynı zamanda Sör Charles’ın vasiyeti üzerine, onun mutemediyim ve vasiyetini yerine getirmekle sorumlu olan kişiyim.”
“Sanıyorum hak iddia eden başka kimse yok.”
“Hayır yok. Onun dışında hakkında bilgi edinebildiğimiz tek akrabası, Rodger Baskerville’di. O da üç kardeşin en küçüğüydü ve Sör Charles en büyük kardeşti. Çok genç yaşta ölen diğer kardeşleri, bahsettiğimiz genç Henry’nin babasıydı. Rodger aslında ailenin yüz karasıydı. Eski Baskerville soyundan geliyormuş ve anlattıklarına göre bizim yaşlı Hugo’nun tıpatıp aynısıymış. İngiltere’de yaşayamayacak duruma gelince Orta Amerika’ya kaçmış ve orada 1876 yılında sarı hummadan ölmüş. Henry, Baskerville soyunun son üyesidir. Bir saat on beş dakika sonra onu Waterloo İstasyonu’nda karşılayacağım. Bu sabah Southampton’a ulaştığına dair bir telgraf aldım. Şimdi Bay Holmes, onunla ne yapmamı tavsiye ediyorsunuz?”
“Niye atalarının evine gitmesin ki?”
“Böyle olması en doğal hakkı gibi görünüyor, öyle değil mi? Ama oraya giden her Baskerville’in kötü bir kaderle karşılaştığını bir düşünsenize… Eğer Sör Charles ölmeden önce benimle konuşabilseydi soyunun en son ferdini, o büyük servetin vârisini, o korkunç yere götürmemem için kesinlikle beni uyarırdı. Ancak buna rağmen bu fakir ve umutsuz çevrenin geleceğinin, bu gencin gelmesine bağlı olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Eğer malikânede oturacak bir vâris bulunamazsa o zaman Sör Charles’ın yaptığı hiçbir hayır işinin bir anlamı kalmayacak. Korkarım ki bu meseleye duyduğum yoğun ilginin beni yönlendirmesinden endişeleniyorum. Bu yüzden olayı size anlatıp tavsiyelerinizi öğrenmek istiyorum.”
Holmes bir süre düşündü.
“Size kısaca şunu söyleyeyim.” dedi, “Size göre şeytani bir yaratık var ve Dartmoor’u bir Baskerville’in yaşaması için tehlikeli kılıyor; böyle düşünüyorsunuz, değil mi?”
“Hiç değilse bunun böyle olduğunu gösteren birkaç delil var elimizde diyebilirim.”
“Aynen öyle ama sizin bu doğaüstü güçlerle ilgili teorinizi doğru varsayarsak Devonshire’da kurbanını bekleyen bu yaratığın, Londra’da da bu genç adamın peşini bırakmayacağını söyleyebiliriz. Güçleri sadece kasaba hudutlarıyla sınırlı bir şeytanın olması, aklın alacağı bir şey değildir.”
“Bu meseleyi ciddiye almıyorsunuz Bay Holmes. Eğer siz bu yaratıkla şahsen karşılaşmış olsaydınız eminim böyle davranmazdınız. Tavsiyelerinizden anladığım kadarıyla genç beyefendi, Londra’da ne kadar güvendeyse Devonshire’da da bir o kadar güvende olacak. Elli dakika sonra burada olur. Ne yapmamı öneriyorsunuz?”
“Bir araba çağırmanızı, ön kapımı sürekli tırmalayan köpeğinizi durdurmanızı ve son olarak da Sör Henry Baskerville’i karşılamak için Waterloo İstasyonu’na gitmenizi tavsiye ediyorum.”
“Ya sonra?”
“Bu mesele hakkında birtakım kararlara ulaşana kadar ona bir şey anlatmamanızı isteyeceğim.”
“Kararınızı vermeniz ne kadar sürer?”
“Yirmi dört saat. Yarın saat onda buraya gelirseniz size minnettar kalacağım Dr. Mortimer ve ayrıca Sör Henry Baskerville’i de yanınızda getirirseniz daha sonrası için bazı planlar yapmakta bana yardımcı olacağına emin olabilirsiniz.”
“Dediğiniz gibi olsun Bay Holmes.” Randevu saatini kol manşetine karaladıktan sonra tuhaf ve dalgın tavrıyla odadan hızla çıktı. Holmes arkasından seslenerek merdivenlerin başında onu durdurdu.
“Bir soru daha sormak istiyorum Dr. Mortimer. Sör Charles Baskerville ölmeden önce birkaç kişinin bu hayvanı bozkırlarda gördüğünü söylemiştiniz, öyle değil mi?”
“Üç kişiydiler.”
“Daha sonra onu gördüler mi?”
“Böyle bir şey duymadım.”
“Teşekkür ederim. İyi sabahlar.”
Holmes koltuğuna döndü. Dişine göre bir şeyle karşılaştığındaki o sessiz, içsel tatmini gözlerinden okuyabiliyordum.
“Dışarı mı çıkıyorsun Watson?”
“Yardımım dokunacaksa kalabilirim.”
“Hayır, gerek yok sevgili dostum. Biliyorsun harekete geçtiğimiz zaman istiyorum senin yardımını. Ancak bu müthiş bir olay, hatta bazı yönlerden de eşsiz sayılır. Bradley’s’in yanından geçerken en kuvvetli tütünlerinden yarım kilo kadar göndermelerini söyler misin? Teşekkür ederim. Sen de akşam olmadan eve dönmezsen çok memnun olacağım. Sonra da bize bu sabah anlatılan o ilginç problem hakkındaki görüşlerimizi karşılaştırırız.”
Zihinsel yoğunlaşmaya ihtiyacı olduğu zamanlarda inzivaya çekilmeyi tercih ettiğini çok iyi biliyordum. Böyle anlarda ipuçlarının her ayrıntısını kafasında tartar, alternatif teoriler üretir, bunları dengeler ve hangi noktaların önemli, hangilerinin önemsiz olduğuna karar verir. Bu nedenle günümü kulüpte geçirmeye karar verdim ve akşama kadar Baker Caddesi’ne dönmedim. Kendimi bir kez daha oturma odasında bulduğumda saat dokuza yaklaşıyordu.
Kapıyı açtığımda ilk izlenimim, bir yangının çıktığı idi; çünkü oda o kadar duman içindeydi ki masanın üzerindeki lambanın ışığı bile zar zor görünüyordu. Ancak içeriye girdikten sonra korkularım boşa çıktı. Meğer boğazımı yakan ve öksürmeme neden olan yoğun duman, Holmes’un keskin tütününden geliyormuş. Dumanların içinde dudaklarının arasına yerleştirdiği siyah, kilden piposu ile ropdöşambırını giymiş Holmes’u, bir koltukta iki büklüm oturmuş bir hâlde belli belirsiz görebilmiştim. Etrafında rulo hâlinde birkaç kâğıt duruyordu.
“Üşüttün mü Watson?” diye sordu.
“Hayır, şu zehirli hava beni öksürttü.”
“Gerçekten biraz fazla duman olmuş. Sen söylemesen fark etmeyecektim.”
“Fazla mı? Burası dayanılmaz!”
“O zaman pencereyi aç! Anladığım kadarıyla gününü kulüpte geçirmişsin.”
“Sevgili Holmes!”
“Haksız mıyım?”
“Haklısın ama nasıl anladın?”
Yüzümdeki sersem ifadeye güldü. “Watson, sende şaşırtıcı, küçük güçlerimi üzerinde denerken keyif aldığım hoş bir tazelik var. Bir beyefendi yağmurlu ve çamurlu bir günde dışarı çıkıyor. Sonra akşam eve döndüğünde şapkası ve çizmeleri kusursuz bir şekilde ve lekesiz geliyor. Demek ki bütün gün bir yere takılıp kalmış, çok fazla arkadaşı olan bir adam da değil. O hâlde nereye gitmiş olabilir? Aşikâr değil mi?”
“Evet, aşikâr.”
“Dünya böyle aşikâr şeylerle dopdolu ama kimse bunları fark etmiyor. Sence bugün neredeydim?”
“Sen de burada takılıp kaldın.”
“Aksine. Devonshire’a gittim.”
“Ruhen mi?”
“Evet. Vücudum bu koltukta kaldı ve yokluğumda iki büyük bardak kahve ve çok miktarda tütün tüketti; bunları yaptığıma da çok pişmanım. Sen gittikten sonra bozkırların o bölgesine ait bir haritayı bulmak üzere Stamford’a gittim ve ruhum, bütün gün haritada dolaşıp durdu. Geri dönüş yolunu bulabildiğim için gururum okşandı doğrusu.”
“Galiba büyük ölçekli bir harita.”
“Evet, öyle.” Haritanın bir kısmını açarak dizlerinin üzerine yaydı. “Bizi ilgilendiren bölge şu tarafta kalıyor. Şu ortadaki yer de Baskerville Malikânesi.”
“Ormanla çevrili kısım mı?”
“Aynen öyle. Porsuk ağaçlı patika görünmese bile sanıyorum şu hat üzerinde uzanıyor ve bozkır da gördüğün gibi hemen sağında kalıyor. Buradaki evler topluluğu ise arkadaşımız Dr. Mortimer’ın da yaşadığı Grimpen mezrası olacak. Beş millik çapta, etrafa dağılmış mesken görebiliyoruz. Hikâyede adı geçen Lafter Malikânesi de şurada. Burada gösterilen ev eğer adını yanlış hatırlamıyorsam şu Doğa Bilimcisi Stapleton’ın evi olacak. Arazi üzerinde iki çiftlik evi daha var: High Tor ve Foulmire. On dört mil uzağında da Princetown Hapishanesi var. Bu dağınık yapıların aralarında ve etraflarında ıssız, hayat belirtisi olmayan bozkırları görebiliyoruz. Sanıyorum şu nokta, trajedinin sahnelendiği yer olacak ve biz de orada ikinci perdenin oynanmaması için elimizden geleni yapacağız.”
“Tekinsiz bir yere benziyor.”
“Evet, tarif edilen olay yeri buraya uyuyor. Eğer şeytan insanların işlerine karışmak istiyorsa…”
“Sen de bu doğaüstü açıklamaya inanma eğilimindesin demek…”
“Şeytanın temsilcileri etten kemikten olamaz mı? Başlangıçta bizim cevaplamamız gereken iki soru var. İlki, gerçekten herhangi bir suç işlendi mi? Diğeri ise işlenen suç nedir ve nasıl işlendi? Tabii, eğer Dr. Mortimer’ın şüpheleri yerinde çıkarsa doğaüstü güçlerle baş etmeye çalışıyoruz demektir ve bu da soruşturmamızın sonu anlamına gelir. Ama bu varsayıma dönmeden önce diğer varsayımların hepsini elememiz gerekiyor. Eğer sorun olmazsa şu pencereyi kapatmak istiyorum. Sana biraz tuhaf gelecek ama kapalı ortamlarda düşüncelerimi daha iyi toparlayabiliyorum sanki. Tabii düşünmek için ufacık bir kutuya girecek kadar ileri gitmeyeceğim; ama yine de mantıklı bir düşünce sayılır! Sen bu davayla ilgili neler düşünüyorsun?”
“Evet, konu üzerinde bugün bayağı düşündüm.”
“Ne diyorsun?”
“Çok şaşırtıcı.”
“Kendine has bir özelliği var. Bazı noktalara dikkat etmemiz gerekiyor. Örneğin ayak izlerindeki değişiklik. Buna ne diyorsun?”
“Mortimer, adamın, sokağın o kısmında ayak uçlarında yürüdüğünü söylemişti.”
“O sadece bir budalanın soruşturmada söylediğini tekrarladı. Bir adam neden sokakta parmak ucunda yürüsün ki?”
“Sence?”
“Çünkü koşuyordu Watson, hayatını kurtarmak için umutsuzca koşuyordu. En sonunda tabii kalbi buna dayanamadı ve adamcağız yüzüstü düşüp öldü.”
“Neyden kaçıyordu?”
“İşte bütün mesele de burada yatıyor. Bence koşmaya başlamadan önce korkudan çıldırmıştı.”
“Bunu da nereden çıkardın?”
“Korkularının sebebinin bozkırda olduğunu düşünüyorum. Eğer durum böyle ise ancak aklını kaçırmış bir insanın eve değil de evden uzağa doğru koşacağını tahmin ediyorum. Bu da mantıklı bir açıklama. Eğer Çingene’nin söylediklerini doğru kabul edersek yardım gelme ihtimalinin en az olabileceği yöne doğru yardım çığlıkları atarak son sürat koşmuş. Ayrıca bir nokta daha var, o gece kimi bekliyordu ve onu neden kendi evi yerine patikada bekliyordu?”
“Birisini mi beklediğini düşünüyorsun?”
“Adam yaşlı ve kuvvetten düşmüştü. Onun akşam yürüyüşlerine çıkmasını normal karşılayabiliriz ama o gece yerler ıslaktı ve hava soğuktu. Dr. Mortimer’ın daha sağduyulu bir insan olduğu sonucuna varmıştım fakat onun dediği gibi, sigara küllerinden çıkardığı sonuca göre, sence bu adamın beş on dakika oralarda durması normal bir şey mi?”
“Fakat her gece dışarı çıkıyormuş.”
“Her gece bozkırın kapısında durup beklediğini sanmıyorum ama… Aksine, elimizdeki bulgulara göre oraya gitmekten hep kaçınmış. O gece orada bekledi. Londra’ya gitmeden bir önceki geceydi. Her şey yavaş yavaş şekillenmeye ve anlam kazanmaya başladı Watson. Sana zahmet bana kemanımı uzatabilir misin? Ve yarın Dr. Mortimer ile Sör Henry Baskerville ile karşılaşana kadar bu konudaki bütün akıl yürütmelerimizi ertelemeyi öneriyorum.”
4. BÖLÜM
Sör Henry Baskerville
Kahvaltı masamız erken kaldırılmıştı ve Holmes, ropdöşambırı üzerinde, kararlaştırılan randevu saatini beklemeye başladı. Müşterilerimiz çok dakikti. Dr. Mortimer içeri girdiğinde saat tam onu gösteriyordu. Hemen arkasından ufak tefek, uyanık görünen, siyah gözlü bir bey olan genç baronet içeri girmişti. Otuz yaşlarında olmalıydı. Gürbüz bir yapısı, kalın, siyah kaşları ve güçlü, hırçın bir yüzü vardı. Kırmızı tüvit bir takım elbise giymişti. Hayatının çoğunu açık havada geçirmiş ve her türlü hava koşuluna maruz kalmış birine benziyordu. Ancak yine de sakin bakışları ve sessiz tavırlarından, başka bir şeyler sezinlemiştim sanki.